ŞİFALI BİTKİLER

Hastalık Seçiniz

Seçtiğiniz Grup: 

Kullanılan Bitkiler:

A

ADAM OTU:Kökleri % 0,3 oranında Hiyosiyaminlerle Skopolamin alkaloitlerini taşır. Bundan dolayı zehirli bir bitkidir. Ağrı kesici, yatıştırıcı, cinsel gücü arttırıcı etkileri vardır. Halen tedavide çeşitli preparatlarin terkibinde kullanılmaktadır. Rastgele kullanıldığında zararlı olur.Kökleri insana benzediği için, bu isim verilmiştir.

ANASON: Haziran-Ağustos aylarında, beyaz renkli çiçekler açan, 50-60 cm. yüksekliğinde, bir senelik bitki. Gövde dik, silindir biçiminde, içi boş, çok dallı, tüylü ve üstü çizgilidir. Alt yaprakları uzun saplı, oval veya kalb biçimindedir. Meyveleri armut şeklinde küçük, üzeri tüylü, yeşilimsi sarı renklidir. Meyvalarında nişasta, sabit ve uçucu yağ bulunmaktadir. Uçucu yağ miktarları bitkinin cinsine ve yetistiği yerin şartlarına bağlıdır.Meyvelerinden su buharı distilasyonu ile elde edilen anason yağı, hemen hemen renksiz ve karakteristik kokuludur. Anason tıpta midevi, bağırsak gazlarının teşekkülünü önleyici, hazmı kolaylaştırıcı ve göğüs yumuşatıcı olarak kullanılır. Ayrıca nefes darlığı, öksürük ve kalp çarpıntısı rahatsızlıklarında da etkilidir. Anason yüksek dozda alındıgında baş ağrısı, uyuşukluk, görme zorluğu yapar. Bilhassa çocuklara uyku vermede, midede teşekkül eden gazları gidermede çok faydalıdır. Bebekler için bir çay kaşığı tohum bir bardak suya olmak üzere çay olarak hazırlanır. Yemeklerden önce veya süte katılarak bir kaç çay kaşığı verilir.
Kullanıldığı yerler: Kullanılan kısmı, meyvaları ve yapraklarıdır. Meyveleri tamamen olgunlaştıktan sonra toplanır ve gölgede kurutulur. Hazmı kolaylaştırır. İştahsızlığı giderir. Mide
ve barsak gazlarını söktürür. İdrar artırır. Migren ağrılarını keser. Astım, nefes darlığıi ve bronşitte görülen şikayetleri giderir.

ASLAN AĞZI: Türlü renklerde yetişen güzel görünümlü bir bitkidir. Kokusuzdur. Daha ziyade süs bitkisi olarak kullanılır.
Kullanıldığı yerler: Balgam söktürür. Bronşitte rahatlık verir.

B

BADEM: Mart ve Nisan ayları arasında beyaz veya pembe renkli çiçekler açan, 5-12 m. yüksekliğinde bir ağaç. Birçok çeşitleri varsa da, tıbbi bakımdan ikisi mühimdir. Tohumun lezzeti birincisinde tatlı, ikincisinde ise acıdır. Yaprakları saplı, parlak, yeşil renkli, kenarları dişlidir. Çiçekleri yaprakların gelişmesinden önce açar ve kısa saplıdır.
Kullanıldığı yerler: Acı ve tatlı badem tohumlarından tazyik usulü ile yağ elde edilir. Badem tohumlarında yağ, E vitamini; şekerler ve emulsin isimli enzim vardır. Acı badem tohumları uçucu yağ taşırlar ve ayrıca siyanogenetik bir glikoz olan amygdalin maddesi ihtiva ederler. Acı bademin uçucu yağı, iyi bir koku ve tat giderici (balık yağına ilave edilir) ve hafif bir dezenfektandır. Badem tohumları, badem şurubu hazırlanmasında kullanılır. Çocuklar için iyi bir müshildir. Kremlerin terkibine girer. Meyve kabuğu halk arasında boğaz ağrılarına karşı kullanılmaktadır.

BAMYA: Mutedil iklimlerde yıllık, sıcak iklimlerde ise, bir kaç defa yetiştirilebilen, boyu 1-2 metreye kadar uzayan, yaprakları asma yaprağına benzeyen, meyvesi beş bölmeli, tohumları yuvarlak ve yeşilimtrak gri renkte bir sebze.
Kullanıldığı yerler: Faydalı bir sebzedir. Yaş veya kuru olarak sarf edilir. Konserveleri de yapılır. Meyveleri müsilajlidir. Kabızlik tedavisi ve barsakların düzenli çalışması için faydalıdır.

BÖĞÜRTLEN: Haziran-Eylül ayları arasında, beyazımsı veya pembemsi renkli çiçekler açan, yüksek boylu, çok senelik, dikenli ve çalı görünümünde bir bitki. Ekilmemiş yerlerde, çit, yol ve hendek kenarlarında çok bulunur. Gövdeleri silindir şekilli, içi dolu, odunlu ve dikenli dallar, önce dik, sonra aşağı doğru kıvrık. Yapraklar saplı, kenarları dişli, alt yüzeyleri tüylüdür. Yaprak sapında, uçları geriye doğru kıvrık dikenler bulunur. Rengi önce yeşil, sonra kırmızı ve daha sonra olgunlukta siyahimtraktir.
Kullanıldığı yerler: Kullanılan kısımları yaprakları ve çiçek tomurcuklarıdır. Yapraklar bitki çiçek açmadan toplanır ve gölgede kurutulur. Yapraklarda tanen ve organik asitler ihtiva eder. Hafif kabız edici özelliği olmakla beraber; diş etleri, bademcik ve boğaz iltihaplarında, ishal ve basurda kullanılmaktadır. Böğürtlenin 70 kadar türü vardır.

Ç

ÇAM FISTIĞI: Çam kozalaklarının içinden çıkartılır. Kuvvetli bir besindir. Günde 2 çorba kaşığından fazla yenmemelidir.
Kullanıldığı yerler: Bronşit, verem ve akciğer hastalıklarının çabuk iyileşmesine yardımcı olur. Afrodizyak özelliği vardır.

D

DEREOTU: Nisan-Haziran ayları arasında, sarımtrak renkli çiçekler açan 30-70 cm. boyunda, güzel kokulu, bir senelik otsu bir bitkidir. Dereotu, durakotu olarak da bilinir. Rutubetli, sulak ve gölgeli yerleri sever. Gövdesi dik, dalli, tüysüz, üstü çizgili ve içi boştur. Yapraklar ince ve dar parçalı, koyu yeşil renkli ve etlidir.
Kullanıldığı yerler: Bitkinin kullanılan kısmı meyveleridir. Meyveler eylül sonunda toplanır ve gölgede kurutulur. Meyvelerinde sabit ve uçucu yağ, pektin ve azotlu bileşikler vardır. Meyveler yatıştırıcı, mide ve bağırsak gazlarını önleyici olarak kullanılır. Hazımsızlık ve hıçkırığa da tesiri iyidir. Yaprakları da yemek ve salatalarda kullanılır.

DEVEDİKENİ: Bileşikgillerden, tarlada yetişen 1 metre kadar boyunda bir bitkidir. İnce ve çengelli bir yapıya sahiptir. Yasken güzel koku verir. Kuruyunca kokusunu kaybeder.
Kullanıldığı yerler: Ateş düşürücü, terletici ve vücuda rahatlık verici olarak kullanılır.

DÜĞÜNÇİÇEĞİ: Nisan-Temmuz ayları arasında, parlak sarı, nadiren beyaz renkli çiçekler açan bir veya çok senelik otsu bitkilerdir. Memleketimizde 78 türü bulunmaktadır.
Kullanıldığı yerler: Düğünçiçeği türleri yakıcı, tahriş edici, kızartıcı ve zehirli bitkiler olarak tanınmışlardır. Tedavi sahasında nadiren kullanılır. Tedavi maksadıyla kullanılmakta olan türler şunlardır: Yakıcı düğünçiçeği, yumrulu düğünçiçeği , basurotu, bataklık düğünçiçeği . Basurotu ortaçağdan beri basura karşı kullanılmaktadır. Kavak merhemi ile birlikte haricen basura karşı verilmektedir.Bataklık düğünçiçeği ise zehirli olarak tanınmış bir türdür. Haricen kızartıcı ve kan toplayıcı olarak kullanılır.

E

EBEGÜMECİ: Çiçekleri şifalı olan, yaprakları da sebze olarak yenilen, kendi kendine yetişen bir ottur. 20-70 cm. boyundadır. Mayıs-Ağustos ayları arasında çiçek açar. Yaprak ve çiçekleri taze iken kullanılır.
Kullanıldığı yerler: Göğsü yumuşatır, öksürüğü keser. Mide ve barsakların düzenli çalışmasını sağlar, kabızlığı giderir. Ateşi düşürüp, vücuda rahatlık verir. Boğaz ve bademcik iltihablarını giderir. Burun kanamasını durdurur. Diş eti hastalıklarını tedavi eder, mide ağrısını keser.

EĞRELTİOTU: Türlerinin çoğunluğu tropik bölgelerde yetismektedir. Bugün yaşayanların çoğunluğu, çok yıllık otsu bitkilerdir. Kartal eğreltisi, Venüs saçı, erkek eğreltiotu, geyik dili, kaya eğreltisi memleketimizde bulunan eğrelti çeşitleridir. Bu eğrelti çeşitlerinden erkek eğreltiotu tıpta kullanılır.
Kullanıldığı yerler: Bitkinin kullanılan kısmı kökleri ve yapraklarıdır. Kökleri sonbaharda toplanıp, birkaç gün, havada sonra hafif ısıda kurutulur. Kökleri kalın, dişi siyah, içi beyazdır. Özel bir kokusu, tatlımsı ve kekremsi bir tadı vardır. Bileşiminde uçucu ve sabit yağlarla, reçine, nişasta ve etkin madde filisin vardır. Barsak parazitlerine karsı çok eski tarihlerden beri kullanılmaktadır. Toz veya hulasa halinde alınır. Müshil olarak yağı ilaçlarla verilmemelidir. Zira yağlar, ilaçtaki toksin maddelerin yayılmasını kolaylaştırarak şiddetli zehirlenmelere sebep olabilir. Tavsiye edilen miktarın dışına çıkmamalıdır.

F

FESLEĞEN: Haziran-Eylül ayları arasında, pembemsi veya sarımsı-beyaz renkli çiçekler açan, 20-40 cm. yüksekliğinde, çok senelik, kuvvetli kokulu, otsu bir bitkidir. Reyhan otu olarak da bilinir. Vatanı İran ve Hindistan'dır. Gövdeleri dik, tüysüz veya hafifçe tüylü, çok dallı ve yapraklıdır.Yapraklar karşılıklı ve uzunca saplı olup, hoş kokuludur. Çiçekler üst yaprakların koltuğunda ekseriya 6 çiçekli durumlar halinde toplanmıştır.Çanak ve taç yaprakları tüp şeklinde ve 2 dudaklıdır.Meyveleri oval şekilli, küçük ve parlak siyah renklidir.
Kullanıldığı yerler: Bitkinin kullanılan kısımları, taze çiçekli dalları ve tohumlarıdır. Uçucu yağ taşımaktadır. Bu yağ içinde estragol,linalol, cineol ve pinen vardır. Fesleğen midevi, yatıştırıcı ve barsaklarda gaz teşekkülüne mani olucu özelliklerinden dolayı % 1-2 lik çay halinde kullanılır. Uçucu yağda da ayni hassalar vardır.İdrar yolları hastalıklarına karşı tesirlidir. Tohumlarından öksürük kesici olarak istifade edilir. Baharat olarak salata ve çorbalarda kullanılır. Ete, balığa ve sosise konur. Süte ve hardala karıştırılır.Anadolu'da aroma vermesi için pekmez yapılırken içine konulur. Uçucu yağı parfümeride de kullanılır. Ayrıca öksürüğü kesici, hazımsızlığı ve baş dönmeleri giderici özelliği de bilinir. Arı sokmalarına karşı da faydalıdır.

FINDIK: Kuzey yarımkürenin ılıman bölgelerinde yetişen, çalımsı veya alçak boylu, tek evcikli, erkek ve dişi çiçek ayrı ağaçta, ayrı yerlerde olan bitkiler.Genel olarak çiçekler yapraklardan önce açarlar. Dişi çiçeklerin çanak yapraklarından olgunlaşan fındıkların toplanması Temmuz ve Ağustos aylarındadır. Fındık ağacı türlere bağlı olarak çalı formunda olduğu gibi, 15-20 m.'ye kadar da boylanır. Kültür çeşitlerinin çoğu 3-4 m. boyundadırlar. Yurdumuzda yetiştirilen başlıca kültür çeşitleri; tombul fındık, sivri fındık, badem fındık, kan fındığı ve fosa fındığıdır.
Kullanıldığı yerler: İç fındığın bileşiminde ortalama olarak % 4'ü su, % 65,4'ü yağ, % 15,6 protein, % 2,6 selüloz, % 0,98 azotsuz ekstram maddeler ve % 1,55 kül vardır.Yağ ve proteinler bakımından önemli bir besin maddesidir. Fındık, vitamin bakımından da iyi bir kaynaktır. En fazla Vitamini bulunur. 100 gram iç fındıkta 0,54 mg B vitamini, ayrıca az miktarda A ve C vitaminleri de vardır. Zengin bir besin maddesi olan fındığın 1000 gramı 725 kalori sağlar. Bu özellikleriyle fındık, bedeni ve zihni yorgunlukları giderir. Vücuda kuvvet verir. Hamilelik ve variste de tavsiye edilir.
Fındık yağı: Böbrek ağrılarını giderir. Kum ve taş düşürülmesine yardımcı olur. Barsak solucanlarını düşürür. Mideleri rahatsız olanlar, damar sertliği olanlar veya yüksek tansiyondan şikayet edenler, çok az yemelidir.

H

HANIMELİ: Mayıs ve temmuz aylarında pembemsi beyazımtırak-sarı renkli çiçekler açan, 1-3 m. yükseklikte, tüysüz veya az tüylü tırmanıcı bir bitkidir. Yapraklar gövde üzerinde karşılıklı-çapraz, derimsi, tüysüz ve alt yüzü az tüylüdür. Çiçekler uzun tüpsü ve sarkık dudaklıdır. Olgunlukta kırmızı renkli üzümsü meyveler verir.
Kullanıldığı yerler: Tıpta yaprakları gargara yapmak için, çiçekleri antispazmodik olarak, meyveleri de idrar söktürücü ve kusturucu olarak kullanılır.

HAŞHAŞ: Yüzyıllardan beri ekilmekte olan bir kültür bitkisidir. Türklerin eski anayurtları olan Orta Asya'da haşhaş ziraatını yapmakta oldukları ve göçler ile bu kültürü etrafa yaydıkları düşünülmektedir. Etiler zamanında Anadolu'da haşhaş ekimi yapıldığı arkeolojik kazılarla ortaya çıkmıştır. Anadolu birçok coğrafik ve ekolojik haşhaş gruplarının toplandığı bir yerdir.
Kullanıldığı yerler: Bitkinin kullanılan kısımları ham meyvelerinin çizilmesi ile elde edilen afyon, kurutulmuş ham meyveler, yapraklar, tohumları ve tohumlarından elde edilen yağıdır. Haşhaş yaprağı elde edildiği alt türe ve gövdedeki yerine göre şekli az çok değişir. Bilhassa haricen kullanılan bazı merhemlerin bileşimine girer ve ağrı dindiricidir. Haşhaşbaşı, haşhaşın olgunlaşmasından, sütlüyken toplanan ve kurutulan, tohumları çıkarılan kapsül meyveleridir. Bileşiminde toplanma zamanına göre değişen afyon alkaloitleri vardır. Harici ağrı dindirici olarak, özellikle diş hekimliğinde kullanılır. Tohumlarının yağı ise, tohumları soğukta tazyik edilmesi suretiyle elde edilen yağdır. Soğukta elde edilen yağın bileşiminde asitler az, sıcakta elde edilen yağın ise asitleri fazladır. Soğukta elde edilen yağ, bazı merhemlerin bileşimine girer. Sıcakta elde edilen yağ, yemek yağı ve sanayide sabun yapımında kullanılır. İçerdiği zehirli maddeli dolayısıyla, hekim kontrolü ve tavsiyesi olmadan kesinlikle kullanılmamalıdır.

HATMİ: Temmuz-Ağustos aylarında, pembemsi-beyaz renkli çiçekler açan, 50-150 cm. yüksekliğinde, çok senelik, otsu ve tıbbi bir bitkidir. Sulak çayırlar ve dere kenarlarında bulunur. Gövdeleri dik ve tüylüdür.
Kullanıldığı yerler: Bitkinin kullanılan kısımları yaprakları, çiçekleri ve köküdür. Yaprakları bitki çiçekliyken ve çiçekler tamamen açmadan toplanır ve gölgede kurutulur. Kökler ise yaşlı bitkilerden sonbaharda alınır, kabukları soyularak gölgede kurutulur.Yaprak, çiçek veya kökleri haricen ve dahilen göğüs yumuşatıcı olarak kullanılır. Çiçekleri gölgede kurutulup çay gibi demlenince göğsü yumuşatır ve öksürüğe iyi gelir. Dövülmüş hatmi taneleri vücuda sürülürse, sinek ve böcek ısırmalarını önler. Aynı şekilde kullanılan diğer türler şunlardır:
Gül hatmi: 1-2 m. yüksekliğinde, beyaz, sarı-kırmızı ve siyahımsı- kırmızı renkli çok senelik bir bitkidir. Meyvelerinin üzeri tüylüdür. Süs bitkisi olarak yetiştirilir. Diğer hatmi gibi kullanılır.
Killi hatmi: 10-40 cm. yüksekliğinde, dik ve tüylü, eflatun renginde çiçekleri olan bir bitkidir. Tıbbi hatmi gibi kullanılır.

HAVUÇ: Kökleri sebze olarak yenen iki yıllık bir kültür bitkisidir. Havucun vatanı Orta Avrupa'dır. Yabani olarak Avrupa, Kuzey Afrika ve Asya'da rastlanır. Memleketimizde de rastlanmaktaysa da kültür havucu özelliğinde değildir. Bitki 1-1,5 m. kadar boylarında, az dallı, parçalı yapraklıdır. Havucun açık sarı-turuncu renkteki diş kısmı kabuk kısmıdır. Kök meyveleri farklı türleri sebebiyle çeşitli şekil ve büyüklüktedir.
Kullanıldığı yerler: Bitkinin tohumları ve kazık kökleri (havuç) kullanılır. Tohumlar eterik yağ ihtiva eder ki, bu da geraniol elde etmekte kullanılabilir. Ayrıca konserve ve parfümeri sanayiinde kullanılır. Kültür kök meyveler likopin, karotin provitamin A, B1, B2, C vitaminleri, % 7 oranında şeker, % 29 kadar fosfor ve madeni tuzlar ihtiva eder. Bu kök meyveler ham madde olarak karotin elde etmede, gıda olarak taze ve turşu halinde kullanılır. Provitamin A, vücutta vitamin A haline geçer. Vitamin A, hastalıklara karşı mukavemet kazandıran, göz ve cilt hastalıklarını önleyen çok faydalı bir maddedir. Taze havuç, güneş yanıkları vakalarında lapa halinde kullanılır. Havuç unu ve suyu çocukların beslenmesinde çok faydalıdır.

HİNDİSTANCEVİZİ: İdrar söktürür. Böbreklerdeki kum ve taşların düşürülmesine yardımcı olur. Mide ağrılarını giderir.

HODAN: Mayıs-Eylül ayları arasında mavi renkte çiçek açan, sert tüylü, 15-60 cm yüksekliğinde, bir yıllık otsu bir bitkidir. Sığırdili olarak da bilinir. Daha çok rutubetli yerleri sever. Yaprakları buruşuk, sert tüylü, oval şekilli, alttakiler saplı, üstekiler sapsızdır.
Kullanıldığı yerler: Bitkinin çiçekleri ve yaprakları kullanılırİçinde reçine, madeni tuzlar taşır. Yapraklar ve çiçekler ter verici, idrar ve balgam söktürücüdür. Boğaz ağrılarına ve öksürüğe karşı kullanılır.

HÜSNÜYUSUF: Karanfilgiller familyasından bir çeşit süs bitkisidir.
Kullanıldığı yerler: Mide üşütmesinden doğan şikayetleri giderir. İktidarsızlıkta da faydalıdır.

I

IHLAMUR: Haziran-Ağustos ayları arasında beyazımsı-sarı renkli, hoş kokulu çiçekler açan, yüksek boylu ağaçtır. Genellikle ormanlarda tabii olarak bulunursa da, süs ağacı olarak park ve bahçelerde de yetiştirilmektedir. Meyveleri küre şekilli ve tek tohumludur.Ihlamur ağacı filizden iyi büyür. Azami bir sene yaşar. Ihlamurun, kış ıhlamuru, yaz ıhlamuru, kırmızı ıhlamur ve gümüşi ıhlamur gibi türleri bulunmaktadır.
Kullanıldığı yerler: Güzel kokulu çiçeklerinden dolayı ve bir gölge ağacı olarak yetiştirilir. Ihlamur çiçeği yatıştırıcı, idrar verici, göğüs yumuşatıcı ve balgam söktürücü olarak çay halinde kullanılır. Ihlamur çiçeği banyosunun da yatıştırıcı bir özelliği vardır. Balla karıştırılıp içilirse mide ülserine faydalıdır. Kan dolaşımını düzenler.

ISIRGAN: Mayıs-Ağustos ayları arasında çiçek açan, 20-100 cm. boyunda, viranelik, yol kenarları ve duvar diplerinde bulunan bir senelik tek evcikli otsu bir bitkidir. Meyveleri esmer renkte ve fındıksıdır. Tohum, yağ ihtiva eden bir besi dokuya sahiptir.
Kullanıldığı yerler: Taze ve güneşte kurutulmuş dalları kullanılır.Yapraklarında formik asit ve nitratlar bulunmaktadır. Bu bitkinin yakıcı tüylerinde formik asit bulunduğu birçok yerlerde kayıtlı ise de tüylerin taşıdığı usarede asetilkolin ve histamin vardır. Eskiden romatizma ve siyatikte kullanılırdı. Yapraklarından hazırlanan infüzyon saç dökülmesine karşı tatbik edilir. Köklerinden sarı renkli boya elde edilmektedir. Ayrıca, aybaşı kanamalarını düzenler, balgam söktürür. Burun kanamasını keser.

ISPANAK: Kış sebzesi olarak yetiştirilen, iki evcikle, kazık köklü, otsu bir bitkidir. Mutedil, serin rutubetli havalardan hoşlanır. -5 dereceden sonra zarar görmeye baslar. Kurak ve sıcaklık ise yapraklarını sertleştirip tohuma kalkmasını teşvik eder. Bu sebeple ziraatı sonbahar ile ilkbahar arasında yapılır. Şayet ıspanak zamanında toplanmazsa tohuma kaçar ve kartlaşır. Memleketimizde sonbaharda ekimi yapılır. İki-üç ay içerisinde ürün alınır. Kumlu-killi ve gübreli topraklarda iyi ürün alınabilir. Dikenli ve dikensiz tohumlu iki çeşidi vardır.
Dikenli ıspanak: Tohumları köseli ve dikenli, yaprakları yırtmaçlı, uçları ise mızrak gibidir. Kısa dayanıklı (-8, -10 dereceye dayanır), lezzetlidir.
Dikensiz ıspanak: Tohumları dikensiz, yuvarlakça, yaprakları geniş ve yırtmaçsız ince naziktir. En fazla ekilen bu çeşittir.
Kullanıldığı yerler: İçinde A,B,C,D vitaminleri vardır. Proteince de zengindir. Daha çok sebze olarak, pişirilerek veya salata halinde yenilir. C vitamini ve demirce zengin bir kış sebzesidir. Vücudun dayanıklılığını artırır. Ağız, boğaz ve göğüs hastalıklarında faydalıdır. Hamilelerde özellikle tavsiye edilir. Kansızlığı giderir ve ruhi çöküntüyü azaltır.

K

KABAK: Bir yıllık, sürünücü otsu bir bitki. Gövdeleri tüylü sürünücü olup, silindir biçimindedir. Kökleri uzun ve iğ şeklindedir. Meyve kabuğu ince veya kalın, yumuşak veya serttir. Meyveleri çok tohumludur. Kabak, bir sıcak ve mutedil bölge bitkisidir. Memleketimizde birçok kabak türü ve bunların varyeteleri ekilmektedir. Bilhassa sakız kabağı ve kestane kabağı veya helvacı kabağı önemli olup tıbbiolarak da kullanılmaktadır.
Sakız kabağı: Meyveleri silindir veya yumurtamsı olup, kalın ve sert kabukludur. Beyaz etli, makbul bir kabaktır. 20-30 cm. kadar uzunluktadır.
Kestane kabağı-Helvacı kabağı: Meyveleri basık küremsi, saplı, ince kabukludur. Pişirildiğinde kabukları yumuşar ve zar gibi soyulur. Kırmızı etli kısmında şekerli ve nişastalı maddeler vardır. Yemeği ve tatlısı yapılır.
Kullanıldığı yerler: Her iki türün tıbbi olarak kurutulmuş tohumları kullanılır. Tohumlarında sabit yağ ve peporesin vardır. Tohumları (çekirdekleri) tenya ve kurt düşürücü olarak bilhassa çocuklarda kullanılmaktadır. Tohumlar diş kabuklarından ayrılarak dövülür, şekerle karıştırılarak verilebilir. Ortalama doz çocuklarda 40 gr. büyüklerde takriben 100 gr.'dir. Kabak çok besleyici özelliktedir C ve B1 vitamini ihtiva eder. Pişirilen etli kısmı yiyecekten başka çıban ve sis yerlere lapa olarak da tatbik edilir. Diğer kabak çeşitleri şunlardır:
Bal kabağı: Kestane kabağının bir cinsidir. Eti sarıdır.
Lif kabağı: Meyvelerinin iletim demetleri şık bir ağ teşkil eder. Bu şebeke, meyve soyulup kurutulduktan sonra, sünger gibi kullanılır. Su kabağı: Meyvelerinin yarısı şişkin, yarısı dardır. Bu sebepten su kabı olarak veya ortadan boyuna kesilip kurutulduktan sonra maşrapa seklinde kullanılmaktadır.
Dikenli kabak: Vatanı Orta Amerika olan, memleketimizin güney bölgesinde yetiştirilen çok yıllık bir bitkidir. Meyveleri etli ve büyük bir armut seklinde, beş dilimlidir. İçinde bir büyük tohum vardır. Meyveleri pişirildikten sonra sebze olarak yenir.

KAHVE: Vatanı Afrika olan fakat bugün tropikal bölgelerde yetiştirilen küçük boylu ağaç ve ağaççıklar. Kışın yapraklarını dökmez, çiçekleri beyaz, meyveleri 1-2 tohumlu olup kırmızıdır. Yabani olarak yetişen kahve ağaçlarının boyları 5-7 m. olduğu halde kültür olarak yetiştirilenlerin boyları 2-3 metreyi geçmez. Kahve ağaçlarının en iyisi Arabistan'da yetişenidir. Kahve, insanlar tarafından ilk olarak Habeşistan'da 3. yüzyılda yetiştirilmeye ve kullanılmaya başlanmıştır. On sekizinci yüzyılda Mekke'ye hacca giden Habeşistanlılar, kahveyi Arabistan'a ve bütün Müslüman alemine tanıtmışlardır. Böylece Müslümanlar tarafından bilinen ve kullanılan kahve, Osmanlılar zamanında Avrupa'da görevli elçiler yoluyla önce Venedik, İngiltere, Fransa'ya daha sonra da, bütün batı devletlerine tanıtılmıştır. Kahve, en çok Habeşistan, Libya, Brezilya, Meksika, Hindistan, Arabistan ve Orta Amerika'da yetiştirilir.
Kullanıldığı yerler: Kahve çekirdeklerinin kavrulup dövülmesinden ve sıcak suyla kaynatılmasından meydana gelen içecek "kahve" olarak bilinir. Kahvenin bileşiminde en önemli olarak kafein alkoloidi vardır. Kafeinin az miktarının damarları genişletmek suretiyle uyarıcı etkisi vardır.Kalbi kuvvetlendirir, sindirimi kolaylaştırır, böbrek damarlarını genişleterek idrarı çoğaltır, solunumu hızlandırır. Kanı beyne çekerek, beynin faaliyetini arttırır ve narkotiklerle zehirlenmelere karşı kullanılır. Fazla miktarda alındığında uyarıcı etki fazlalaşır, kalbin çarpıntısını arttırır, kulakların uğuldamasına sebep olur. Çok fazla alınırsa ölümle sonuçlanır. Kahvede az miktarda protein, yağ ve sakkaroz bulunur. Kahve, ya çekirdek olarak veya çekilmiş olarak (kavrulup-öğütülmüş) olarak satılır. Kavrulup öğütülmüş kahve çabuk bayatladığından, daha çok çekirdek kahve tercih edilir.

KAKAO: Vatanı tropik Amerika ve Batı Afrika olan, bir bitki. Kakao, theobroma denilen bir bitki türünün kurutulmuş tohumlarıdır.Kahve gibi içilmede kullanılır. 10-15 m. boyunda bir ağaçtır. Çiçek ve meyveler ana gövde üzerinde bulunur. Bitkinin ancak 5-6 yaşından sonra meyvelerinden istifade edilir. Meyveleri çok tohumludur. Beyaz veya açık mor renkteki ve badem seklindeki tohumları kakao tanelerini teşkil eder. Meyveler içerisinden çıkarılan kakao tohumları ya hemen veya bir süre fermantasyona terk edildikten sonra kurutulur. Fermantasyon sonucu acı lezzet kaybolur ve aromatik bir koku meydana gelir. 50 meyveden takriben bir kg. tohum elde edilir. Taneler kavrulur, kızılımsı kahverengi un haline getirilir ve yağı çıkarılır. Yağ çıktıktan sonra katılaşan kakao, yeniden öğütülerek çok ince toz haline getirilir ki, bu toz, kakao tozunu teşkil eder.
Kullanıldığı yerler: Kakaonun bileşiminde teobromin, kafein, kakao sabit yağı vardır. Bol kalorili bir besindir. Ayrıca %40 karbonhidrat, % 18 protein vardır. Kafeinden dolayı kahvede olduğu gibi yatıştırıcı ve uyarıcı etkisi vardır. Az miktarı kalbi kuvvetlendirir, sindirimi kolaylaştırır, idrar söktürür. Fazla miktarı zararlıdır. Kakao kahve gibi ayrıca süt ilavesi ile de içilebilir. Kakao yağı çıkarılmadan, çikolata imalinde kullanılır. Kakao yağı şeker yapımında olduğu gibi, pomatlarda da kullanılır.

KARABAŞ OTU: Ballıbabagiller familyasından, bir veya çok yıllık otsu bir bitkidir. Ezildiği zaman çok kuvvetli ve hoş olmayan bir koku çıkartır. Bir türünden, "Karabaş yağı" denilen bir yağ çıkartılır. Yurdumuzda alçak maki gruplarıyla birlikte yetişir.
Kullanıldığı yerler: Ağrıları dindirir. Kalbe kuvvet verir. Balgam söker. Uyuşukluk giderir, zindelik verir.

KARABİBER
Kullanıldığı yerler: Mideyi ısıtır. iştah açar. Hazmı kolaylaştırır. Mide ve barsaklardaki mikropları öldürür. Enerji verir. Afrodizyak özelliği vardır.

KARNABAHAR: Lahananın bir çeşidi. Lahanada yapraklar sebze olarak kullanıldığı halde, karnabaharda yenilen kısım genç çiçek tomurcukları ile çiçek durumu eksenidir. Karnabahar beyaz renkte bir sebzedir. Bunun sebebi de çiçek durumunun büyük örtü yaprakları ile kapalı kalmasındandır. Fosfor ve vitamin bakımından zengindir.
Kullanıldığı yerler: Zihin yorgunluğunu giderir. Afrodizyak özelliği vardır. Cinsel gücü artırır. Sinirleri kuvvetlendirir. İdrar söktürür. Dalak hastalıklarına iyi gelir. Şeker hastalarına faydalı olduğu bilinir.

KARPUZ: Memleketimizde meyve olarak çok yetiştirilen, alaca yeşil, sert kabuklu büyük meyveler veren, bir yıllık otsu bir bitkidir. Daha çok Akdeniz bölgesi ülkelerinde yetişen bir bitkidir. Anavatanı Afrika'dır. Eski Mısırlılar zamanında karpuzun yetiştirildiği tespit edilmiştir. Karpuz, mutedil iklimlerden hoşlanır, kumlu-killi, derin ve serin toprakları sever. Olgun karpuzlar tin-tin eder, kurumuş sapı kolayca kopar, ağırlıkça hafiftir. Karpuzlar renk, şekil ve yetiştiği yere göre isim alırlar:
1. Yeni dünya karpuzu: Marmara bölgesinde çok ekilir. Açık yeşil renkte ince kabuklu, koyu kırmızı, gevrek, tatlı ve etlidir. Çekirdekleri beyaz ve küçüktür.
2. Alacalı karpuz: Açık yeşil kabuk üzerinde muntazam koyu lekeler vardır. Eti pembe kırmızı, çekirdekleri siyahtır.
3. Kara karpuz: Kalın, koyu yeşil kabuklu, çok sekerli ve lezzetli, etinin orta kısmı buzlu gibi görüldüğünden kara buz karpuzu da denir. Çekirdekleri küçük ve kırmızı renklidir. Siyah olanları da vardır.
4. Gülle karpuzu: Geç yetişen, kışlık bir çeşittir. Koyu yeşil renkte ve gülle şeklindedir.
5. Washington karpuzu: Erken yetişen tatlı, kabuğu ince bir karpuz çeşidi.
6. Diyarbakır karpuzu: Alaca yeşil, çok kalın kabuklu, yuvarlak ve söbü biçiminde, ortalama 20-30 kg. gelebilen iriliktedir. 50-60 kg. gelenleri de vardır.
Kullanıldığı yerler: Tatlı, sulu, şifalı, ferahlatıcı bir meyve olan karpuz, vücuttaki toksinleri temizler ve böbrekteki kumları eriterek sıhhat ve zindelik kazandırır. Karpuzun keleklerinden turşu yapılır. Ayrıca kemik gelişimine de yardımcı olur.

KATIRTIRNAĞI: Baklagiller familyasından, dik duran çalı halinde, her zaman yeşil olan, odunsu bir bitkidir. Genç sürgünleri narin yapılıdır. Üzerinde çok sayıda yaprak bulunur, ya da yapraksızdır. Çiçekleri sarıdır.
Kullanıldığı yerler: İdrar ve balgam söktürür. Hazmı kolaylaştırır. Böbrek ve safrakesesi taslarının düşürülmesine yardım eder. Mesane hastalıklarını tedavi eder. Romatizmada faydalıdır. Kabızlığı giderir. Kalp hastalıklarında kullanılır.

KAVUN: İlkbaharda küçük sarı çiçekler açan, yıllık, sürünücü, otsu bir yaz meyvesidir. Kavunun ana yurdu Orta Asya'dır. Dünyanın tropik ve ılıman bölgelerinde kültür olarak ziraatı yapılmaktadır. Dünyaca meşhur kantalup kavununun esas vatanı Van ve Diyarbakır bölgesidir. Ancak 16. yüzyılda İtalya'da görülmüş olan bu kavun çeşidi Roma yakınındaki Cantalupa'da yetiştirildiği için batıda "kantalup" kavunu olarak anılmaktadır. Avrupa'da en çok tutulan bir kavundur. Memleketimizde de bir hayli kavun çeşidinin ziraatı yapılmaktadır. Trakya ve İstanbul bölgesinde yetiştirilen "topatan" kavunu, ince ve sarı kabuklu olup dayanıksızdır. Bu bölgede yetiştirilen "çitli" denilen kavun kısa dayanıklıdır. Ege bölgesinde bilhassa Manisa ve havalisinde "Kırkağaç" kavunu ziraatı oldukça yaygındır. Dayanıklı ve çok leziz olan bu kavunlar aynı zamanda ihraç da edilebilmektedir. Kırkağaç kavunundan üretilen çeşitleri "hasan bey, altınbaş, dilimli ve hallaç" gibi mahalli isimler almaktadır. Olgunlaşmadan koparılan kavuna "kelek" adı verilmektedir. Daha çok turşu yapımında faydalanılır.
Kullanıldığı yerler: Kavun meyve olarak çok yenildiği gibi tohumları da tıbbi olarak kullanılmaktadır. Olgun kavunların çekirdekleri kurutulur. Çekirdekler halk tababetinde öksürüğe karşı (çekirdekleri suda, suyu yarıya ininceye kadar kaynatılıp içilmesiyle) kullanılır. Ayrıca kavun, sinirleri yatıştırır, böbreklerdeki kanı temizler, taşların düşürülmesine yardımcı olur. Barsaklarda ülser ya da iltihab olanlarla, şeker hastaları ve yüksek tansiyonu olanlar yememelidir.

KAYISI: Menşei Çin olarak bilinen, 2-10 m. yüksekliğinde, dikensi ve tüysüz bir ağaç. Çiçekler beyaz veya pembe renkli olup, yapraklardan daha önce meydana gelirler. Meyvelerin üzeri tüylü olup, sarımsı-turuncu renkte eriksidir. Zerdali olarak da bilinir.
Niğde, Kayseri. Başlıca kayısı çeşitleri şunlardır: Şekerpare, Turfanda, Imrahor, Sam, Kuru kabuk vs.
Kullanıldığı Yerler: Meyveleri, çekirdekleri ve yaprakları kullanılır. Çekirdeklerinden yağ elde edilir. Etli meyvesi şeker, organik asitler ve C vitamini ihtiva etmesi bakımından önemlidir.

KEÇİ BOYNUZU: Temmuz-ağustos aylarında, yeşilimsi renkli, çok küçük çiçekler açan, 3-10 m. boyunda ağaç veya ağaççıklar.Yaprakları 5-11 yaprakçıklı, derimsi, üst tarafları parlak, alt yüzleri donuk yeşil renklidir. Çiçekleri poligamdır, yâni ayni ağaçta erdişi, dişi ve erkek çiçekler bulunmaktadır. Yaşlı gövde ve dallardan çıkan çok sayıdaki yeşil çiçekleri salkım durumundadır. Çanak yaprakları küçük, taç yaprakları yoktur. Meyveleri 10-20 cm uzunlukta fasulye meyvesine benzer. Meyvelerinde sert, esmer renkli ve oval şekilli tohum taşır. Meyveler bir sene sonra olgunlaşır.

KEKİK
Kullanıldığı yerler:
Bedeni kuvvetlendirir. Hazmı kolaylaştırır. İştahsızlığı giderir. Kalp çarpıntılarını keser. Yemeklerin bozulmasını önler. Barsak iltihaplarını iyileştirir. Salgı bezlerini düzenler. Aybaşı kanamalarının düzenli olmasını sağlar. Afrodizyak etkisi vardır. Tansiyonu geçici olarak yükseltir. Hastalıklara karşı direnç verir. Öksürük, bronşit ve astımda faydalıdır. Kekik suyu ile banyo, romatizma ağrılarını dindirir. Kandaki şeker miktarını azaltır. Hamileler ve guatr'ı olanlar kullanmamalıdır.

KENEVİR: Mutedil iklimlerde yetiştirilen, Temmuz-Ağustos aylarında soluk yeşilimsi renkli çiçekler açan, kültürü yapılan ve yabani olarak da yol kenarlarında, ekilmemiş alanlarda rastlanan, 50 cm-3 m. boylarında, bir senelik, iki evcikli ve otsu bir bitki. Esrar otu olarak da bilinir. Meyve 3-5. mm boyunda, mercimek şeklinde, grimsi veya yeşilimsi esmer renklidir. Kenevirin anavatanı Orta Asya'dır. Yeryüzünde ip yapmakta kullanılan ilk bitkidir. M.Ö. 3000 yıllarında Çinliler kumaş yapmakta kullanmışlardır. Bitkinin çiçeklenme süresi, dallanma şekli, tüyleri ve yaprak büyüklüklerinin çeşitliliği dolayısıyla farklı tipte kendire rastlanmaktadır. Liflerinden faydalanılacak kenevirler doğrudan doğruya tohumu toprağa serpmek suretiyle ekilir. Tohum keneviri ise açılan özel çukurlara atılır, üstleri toprak ile doldurulur.
Kullanıldığı yerler: Bitkinin dişi çiçekli dal uçları, meyveleri yağı ve lifleri kullanılmaktadır. Kendir lifleri, çok sağlam ve dayanıklı olduğu için bilhassa çuval, halat yapımında kullanıldığı gibi, hali ipi yelken bezi vs. yapımında da kullanılır. Bitkinin bilhassa çiçekli dal uçları organık eriticilerde eriyen bir reçine ile bir uçucu yağ ihtiva eder. İyi kalite reçine elde edilmesi iklim ve toprağa bağlıdır. Bu reçine fizyolojik bir tesire sahiptir. Merkezi sinir sistemine etki eder, yatıştırıcı ve uyuşturucudur. Hazım sistemine pek tesiri yoktur. Fakat çok çabuk alışkanlık yaptığından çoğu memleketlerde olduğu gibi memleketimizde de kullanılışı yasaktır. Keyif verici olarak Asya ve Afrika'da çok kullanılmaktadır. Esrar, tütün, tömbeki, sigara, ve nargile halinde içilebilmektedir. Bazen bal, reçel veya lokum içine konularak yutulur. Kenevir tohumlarından yağ çıkartılır ve yeşilimsi renkli bu yağ bilhassa sabun imalinde kullanılmaktadır.

KEREVİZ: Vatanı Güney Avrupa'dır. Kereviz, mutedil-serin, deniz havası alabilen rutubetli yerlerde, kumlu, humuslu topraklarda iyi yetişir. Soğukta donar. Fazla sıcakta kalitesini bozar. Kısa sürede tohuma kalkar. Yaprak ve kök kerevizi olmak üzere iki çeşidi vardır. Yaprak kerevizi, kökü yumru bağlamayan, yaprak sapları uzun bir çeşittir. Kök kerevizi ise, yaprak sapları kısa, kökü yumruludur.
Kullanıldığı yerler: Kerevizin hususi kokusu dolayısıyla yaprakları, turşu ve çorbalara konur. Besin değeri çok yüksek olmamakla beraber besleyicidir. Kereviz pişirilerek yendiği gibi, olgunlaştıktan sonra çiğ olarak da yenilebilir. Ayrıca kerevizde B vitamini, demir ve kireç vardır. Kereviz unutkanlığı ve sinir yorgunluğunu giderir, idrar söker, böbrek taş ve kumlarının düşürülmesine yardım eder, kan ve süt yapar, karaciğeri temizler. Şeker, yüksek tansiyon ve romatizma da da faydalıdır.

KESTANE: Daha çok Akdeniz çevresi memleketlerinde yetişen, kupulası dikenli veya çengelli dikenli, küre şeklinde ve nişastaca zengin meyveleri olan ağaçlardır. Yeşil ve dikenli olan meyvenin dış kabuğunun içinde kahverengi kabuklu, yenebilen ve aslında birer tohum olan birkaç tane meyve bulunur. Bu meyvelere kestane denir. Kestane, tazeyken buruk ve acımsı tattadır. Diş kabukları sararıp çatladıktan sonra toplanır. Dikenli olarak diş kabuğu (kupulasi) sopalarla dökülerek temizlenir. Kestane bir süre toprakta veya toprağa gömülü bırakılırsa daha tatlılaşır.
Kullanıldığı yerler: Kestane; nişasta, sakkaroz, protein ve tanen ihtiva eder. Daha çok, pişirilerek yenir. Kabuklarının suda kaynatılması ile elde edilen çay, ateş düşürür ve sinirleri yatıştırır. Meyvesi kasları kuvvetlendirir. Kan dolaşımını düzenler. Karaciğer yorgunluğu ve şişliğini geçirir. Kansızlığı giderir. Damar sertliği ve yüksek tansiyondan şikayet edenlerle, seker hastaları yememelidir.

KIZILCIK:
Mart-Nisan ayları arasında çiçek açan, 2-7 m. boyunda, karşılıklı yapraklı ve yaprak döken küçük bir ağaçtır. Genç dallar az çok tüylüdür. Gövdeleri sarımtrak kabuklu ve levhalar halindedir. Genç dallar kırmızımsı kahverengidir. Çiçekler küçük, sarı ve basit şemsiye durumundadır. Çiçek halkaları dörder parçalıdır. Meyveleri eliptik, oval, kırmızı renkli, ekşi ve buruk lezzetlidir. Ağustos-Eylül aylarında olgunlaşır.
Kullanıldığı yerler: Gövde kabukları ve meyveleri kullanılır. Kızılcık meyvelerinden ezme, marmelat, meyve suyu yapılır. Kabız edici özelliği vardır. Gıda olarak istifade edildiği gibi kabukları ateş düşürücü olarak kullanılır. Kızılcık çekirdeklerinden, çabuk kuruyan mürekkep yapılır. Kızılcık ağacı sert ve sağlamdır. Ağaç kısmı, yaprak ve kabukları deri sepilemekte kullanılır. Deriyi sarıya boyar. Odunundan barut imalinde kullanılan kömür elde edilir. Anadolu'da bulunan ve aynı şekilde kullanılan diğer türleri şunlardır:
Beyaz çiçekli kızılcık: Çiçekleri beyaz olup yapraklardan sonra meydana gelir.
Kırmızı yapraklı kızılcık: Yaprakları kırmızımtrak renktedir. Seyrek bulunur.

KİRAZ: Nisan-Mayıs aylarında, demet halinde pembemsi beyaz renkli çiçekler açan, kırmızı, etli ve sulu meyveleri olan ağacın meyveleridir. Çiçekler etlenerek fındık büyüklüğünde kiraz adı verilen meyveleri verirler. Meyveler, dallarda iki veya üçü bir arada demetler halinde bulunur ve iyice kızarıp olgunlaşınca toplanır.
Kullanıldığı yerler: Meyvesi taze olarak yenir. Hoşafı, reçel ve konservesi yapılır. Kiraz ağacı kabuğu kabız ve ateş düşürücü, çiçekleri göğüs yumuşatıcı, yaprakları ise müshil olarak halk arasında bazı bölgelerde kullanılmaktadır. Bunun yanısıra, sivilceleri önler, sinirleri kuvvetlendirir ve kanın temizlenmesine yardım eder.

KİŞNİŞ: Haziran-Ağustos ayları arasında pembemsi-beyaz renkli çiçekler açan, 40-90 cm. boylarında, kötü kokulu, genellikle nemli çayır ve sırtlarda rastlanan bir yıllık otsu bir bitkidir. Kokusu taze iken kötüdür. Akdeniz bölgesi bitkisidir. Tarlalarda yabani ot olarak yetişir. Ancak bahçelerde yetiştirilenler tohum ile üretilir.
Kullanıldığı yerler: Meyvelerinde nişasta, tanen, şekerler, sabit ve uçucu yağ vardır. İştah açıcı, barsak gazlarını giderici, teskin edici, baş dönmesine karşı kullanılır. Bir çay kaşığı dövülmüş tohum bir çay bardağı suda haşlanır. Günde bundan fazla alınması halinde dalgınlık ve sarhoşlukla başlayan bir zehirlenme yapar. Ayrıca şekercilik, konserve, gıda, kozmetik sanayiinde baharat olarak kullanılır. Afrodizyak özelliği vardır.

KUŞBURNU: Memleketimizde oldukça yaygın bir gül çeşididir. 2-3 m. yüksekliğinde, pembe veya beyaz çiçekli bir ağaççıktır. Meyveleri parlak kırmızı renktedir. Bu gülün olgun meyvelerini saran, başlangıçta ağızı dar bir bardak seklinde olan çiçek ekseni, çiçek tablası olgunlaşınca etlenip, kırmızı bir renk alır. Bu meyvelere "kuşburnu" adi verilir. Bileşiminde tanen, pektin, vitamin C, şekerler ve organik asitler vardır.
Kullanıldığı yerler: İdrar söktürür, ishali keser. Böbrek taşlarının düşürülmesine yardımcı olur. C vitamini bakımından zengin olduğu için, çayı ve marmelat tercih edilir.

KUŞKONMAZ:
Haziran-Temmuz ayları arasında yeşilimsi sarı renkli çiçekler açan, 50-150 cm. boyunda, çok yıllık otsu bir bitkidir. Sulak, kumlu ve killi, kuvvetli topraklarda, ormanlık yerlerde yetişir. Kuşkonmazlar, evlerin balkon ve salonlarında süs bitkisi olarak saksılarda yetiştirilir. Karanfil ve benzeri süs çiçeklerinin etrafına konarak bunlara zenginlik verir. Kuşkonmazın memleketimizde 10 türü vardır.

L

LAHANA: Sarı veya beyaz çiçekli, yıllık, iki yıllık ve çok yıllık, çoğu Akdeniz çevresi memleketlerinde yetişen ve yetiştirilen bir kış sebzesi. Mutedil-serin, sisli, yağışlı, rutubetli iklimleri sever. Fazla sıcak ve kuraklık, lahananın göbek bağlamasını güçleştirir, yaprakları sertleştirir. Killi, derin, serin ve kuvvetli toprak ister. Azotlu gübrelere ihtiyacı fazladır. Lahana, çoğu Avrupa ülkelerinde yaygın olarak yetiştirilir. Eskiden beri, kışın sebze olarak yenilir. Kış soğuklarına oldukça iyi dayanabilen bir bitkidir.
Kullanıldığı yerler: Lahananın çeşitli tipleri pişirilerek yenildiği gibi pişirilmeden salata yerine yahut turşusu yapılarak yenir. Kalori bakımından pek zengin olmamakla beraber, vitamince zengindir. A,B,C vitaminleri bol bulunur. Lahana tohumları kurt düşürücü ve idrar söktürücü olarak kullanılır. Tohumlarından kolzayağı elde edilir. Ayrıca, haşlanarak yenilirse mide ve barsak yaralarını yumuşatır. Vücudu hastalıklara ve özellikle kansere karşı korur. Ses kısıklığını giderir. Guatr'ı olanlar yememelidir.

LAVANTA: Haziran-Ağustos ayları arasında mavi veya mor renkli çiçekler açan, 20-60 cm. boylarında, aromatik kokulu, çok yıllık, otsu veya çalımsı bitkiler. Daha çok deniz ikliminin bulunduğu batı bölgelerimizde yaygın olan lavantanın, Türkiye'de yetişen iki türü vardır. Bunlar, Lavandula stoechas ve L. angustifolia'dir. Ayrıca daha ziyade kültürü yapılan, İngiliz lavanta çiçeği (L. spica) olarak bilinen türü de bulunur.
İngiliz lavanta çiçeği (L. spica): Haziran-Ağustos ayları arasında mavi renkli çiçekler açan, 20-50 cm boylarında çok yıllık otsu bir bitki. Meyveleri parlak siyah renklidir.
Kullanıldığı yerler: Çiçekleri kullanılır. Çiçekleri açmadan toplanır ve su buharı ile ditile edilerek, hemen uçucu yağ elde edilir. Uçucu yağında organik asitler, pinen, kafur, camphen vs. gibi maddeler bulunur. Lavanta çiçeği, kuvvet verici, idrar söktürücü ve romatizmaya karsı çay halinde kullanılır. Çok iyi bir koku vericidir. Haricen yatıştırıcı olarak da kullanılır. Parfümeri sanayiinde kullanılan önemli bir bitkidir. Lavanta çiçeğinin bir türü olan Lavandula stoechas, Karabaş olarak bilinir.

LİMON: Mart-Ekim ayları arasında beyazımsı-pembe renkli, güzel kokulu çiçekler açan, 3-5 m boylarında, kışın yapraklarını dökmeyen küçük boylu ağaçlar. Vatanı Çin olup, Akdeniz bölgesinde geniş çapta yetiştirilir. Onuncu asırda Araplar tarafından Avrupa'ya getirilmiştir. Meyveleri oval şekilli, açık sarı renkli, üzeri parlak ve kabarcıklı, özel salgı cepleri olup, asitli bir özsuyu vardır. Tohumları oval şekilli, sarımsı renkli ve acı lezzetlidir.
Kullanıldığı yerler: Limonun meyve kabuğu, limon esansı ve usaresi kullanılır. Limon kabuğunda uçucu yağ, hesperidin acı madde ve tanenli maddeler vardır. İştah açıcı ve sindirim kolaylaştırıcı olarak kullanılır. Taze meyve kabuklarını sıkmak suretiyle limon esansı elde edilir. 1500-3000 limondan 1 kg kadar esans elde edilir. Yeşil olanlar sarı ve olgun olanlarından daha fazla esans verir. Bileşiminde uçucu yağ vardır. Limonata yapımında, besin endüstrisinde, pasta ve şekercilikte, parfümeri ve sabun yapımında koku ve lezzet vermek üzere bazı preparatlarin bileşimine girer. Limonun pulpa kısmı (iç kısmı) sekerler, vitamin C ve sitrik asitler ihtiva etmektedir. Limon suyu, ateşi ve tansiyonu düşürür. Kanı temizler. Susuzluğu giderir. Damar sertliği ve romatizmada faydalıdır. Cildi güzelleştirir. Dişleri beyazlatır ve dişetlerini kuvvetlendirir.

M

MANTARLAR: Boy, biçim ve bölge bakımından büyük değişiklikler gösteren, yüz bin kadar çeşidi olan bir bitkidir. Karada ve tatlı sularda yaşarlar.
Genel yapıları: Mantarlar genel olarak klorofilsiz ve renksiz organizmalardır. Yüksek mantarlar bazı renk maddelerini ihtiva edebilirler. Şekil bakımından en ilkelleri çıplak ve amipsidir. Bir kısmı tek hücrelidir. Mantar ipliklerine hif, bu hiflerin teşkil ettiği topluluğa da misel veya miselyum denir.
Metabolizma: Mantarlar saprofit (çürükçül) veya parazit olarak yasayan heterotrof (diş beslek) organizmalardır. Yedek besin olarak glikojen ve yağ meydana gelir, nişasta yoktur.
Yayılışları: Mantarlar tabiatta çok yaygın bulunurlar. Dünya üzerinde 60.000 kadar mantar çeşidi vardır. Tatlı sularda ve karada, nadiren denizlerde yasarlar. Bir kısmı insan, hayvan ve bitkiler üzerinde parazit olarak yaşayıp hastalık meydana getirirler. Toprakta bulunan diğer bir kısım mantarlar da organik maddelerin parçalanmasında rol oynayarak bitkilerin beslenmesine yardim ederler. Bunun yanında birçok besinin bozulmasına da sebep olurlar. Karada yaşayan yüksek mantarların çoğu "mantar" adı altında bilinir, şapkalı olan bir kısmı yenir, bir kısmı ise zehirli olup, önemli zehirlenmelere yol açar.

Bazidli mantarlar: Bu sınıfta da bitkilerde hastalık meydana getiren mantarlarla, yenebilen ve insanlar için çok zehirli olan mantarlar bulunmaktadır. Bu grubun en önemli mantarları karada ve bilhassa ormanlarda yaşayan şapkalı mantarlardır. Şampiyon, kuzu kulağı gibi mantarlar, yenebilen kıymetli mantarlardır. Sinek mantarı(Amanita muscaria) gibi bir kısım mantarlar ise çok zehirlidir. Mesela sinek mantarı zehirli alkaloitler taşır. Mantar yendikten bir kaç dakika veya bir kaç saat sonra zehirlenme belirtileri görülür. Mantarda bulunan alkaloitler sinir sistemine etki yaptığından, hastanın kalp hareketleri, nabzı yavaşlar, bulantı, kusma, terleme, salya akması ve gözyaşı, sulu ishal ve deliliğe yakın bir sarhoşluk görülür. Mide, barsak, karaciğer ve böbrekler çok zarar görür. Hastada su ve elektrolit dengesi bozulur, idrar çok azalır. Eğer mantar çok yenmişse hasta zamanla ağırlaşır ve ölür. Eğer zehirlenme erken anlaşılırsa, ilk yardım olarak ılık tuzlu su içirilir, kusturulur ve birkaç defa tekrarla midesi yıkanırsa hasta kurtulabilir. İlk yardımdan sonra hastaneye kaldırılıp atropin tedavisi yapılır, serum verilir. Hastaya aktif kömür, toz kahve, çay ve bir pürgatif verilir. İlk günlerde karbonhidratça zengin, proteince fakir yiyecekler verilir. Hastaya hiçbir zaman alkol verilmez. Bazen 1-2 mantar ergin bir insani bir günde öldürmeye yeterli olabilir. Zehirli ve yenen mantar arasındaki ayrıntıyı kesin olarak kolayca ayırt edebilecek bir metot yoktur. Kırdan toplanan mantarların yenebilmesi için mantarın çok iyi tanınması gerekir. Aksi halde yenmemelidir. Kültür mantarları tercih edilmelidir. Mantar toplamak, yetiştirmek özel bilgi ve tecrübeyi gerektirir. Çünkü zehirsizler yanındaki tek zehirli mantarın birlikte pişmesi, hepsine bulaşması demek olacağından çok dikkatli davranılmalıdır. Halk arasındaki yaygın olan, zehirli mantarın herhangi bir gümüş eşyayı kararttığı görüşü tamamen yanlıştır. Zehirli mantarlar genellikle renk ve şekil bakımından çok ilgi çekici olurlar. Mantarların zehirli olup, olmadıklarını bazı belirtilerinden anlama imkanı varsa da toplarken çok dikkatli davranmak gerekmektedir.
Yurdumuzdaki bazı mantarlar:
Çayır mantarı: Zehirli türü de olan bu mantara dikkat etmek gerekir. Şemsiye şeklinde, kır ve çayırlarda yetişen bu mantar, açık kahve renklidir. Şeytan mantarı: Kesildiğinde önce kırmızı, sonra mavi olan bu mantar oldukça zehirli bir türdür. Sapı karınlı ve sarıdır. Altında koyu kırmızı karışık çizgiler vardır.
Kuzu mantarı: Çoğunlukla zehirsizler sınıfına giren kuzu mantarı, uzun külah biçimli, sarı ve koyu renklidir.
Mercan mantarı: Üzerlerinde beyaz, sarı, pembe tomurcukları olan bu mantarın parmak biçimli çıkıntıları vardır ve zehirsizdir.
Kurt mantarı: Zehirli mantarlar sınıfından olan bu tür, beyaz sert düğme görünüşünde olup, akarsu ve yol kenarlarında yetişmektedir. Mantar, pişirildiği gün hemen yenilmelidir. Mantarı pişirmek için bilhassa emaye, ateşe dayanıklı cam veya porselen kaplar kullanılmalı, mantar kesinlikle alüminyum tencerede pişirilmemelidir. Pişirilecek mantarları çok iyi temizlemek, başındaki yapışkan deriyi çekip çıkardıktan sonra sapını keskin bıçakla kazımak gerekir. Bol suda yıkanan mantarlar, bir peçete üzerine birbirinden ayrı duracak şekilde sıralanıp, iyice süzülmesi beklenir. Daha sonra ince doğrayarak pişirmelidir. Mantarı pişirirken tadının kaybolmaması için yalnızca tuz, karabiber ve kıyılmış taze maydanoz konulur.
Kullanıldığı yerler: Mantar etin yerini tutar. Protein değeri etten daha fazladır. Yorgunluğu giderir. Düşünme ve öğrenme yeteneğini geliştirir. Kansızlığı giderir. Bedenin gelişmesine yardımcı olur. Romatizma ve üremi olanlar yememelidir.

MARUL: 30-100 cm. boylarında, tüysüz, saıi renkli çiçekler açan, beyaz bir süt taşıyan iki yıllık otsu bir bitki. Bostan marulu olarak da bilinir.
Kullanıldığı yerler: Sebze olarak kullanılır. Taze yaprakları baş ağrısına karşı, süt arttırıcı, hafif müshil ve idrar arttırıcı olarak kullanılır. Marul tohumu da yatıştırıcı, hafif müshil etkiye sahiptir. Erkeklerde özellikle ergenlik döneminde oluşan aşırı cinsel istekleri frenler. Diğer bir marul da yabani marul (Lactuca serriola)dir. Acı marul, eşek marulu, yağ marulu gibi isimlerle de bilinir. Anadolu'da yaygındır. Kurutulmuş sütü de uyuşturucu ve uyutucu etkilere sahiptir. Anadolu'da 10 kadar marul türü yayılmış bulunmaktadır.

MAYDANOZ: Ağustos-Eylül ayları arasında, beyaz renkli çiçekler açan, kazık köklü, 30-100 cm. boylarında, iki yıllık otsu bir bitki. İlk yıl bir yaprak rozeti, ikinci yıl ise bir gövde meydana getirir. Rutubetli ve sulak toprakları sever.
Kullanıldığı yerler: Kökü ve yaprakları kullanılır. Yapraklarda uçucu yağ ve glikozit, köklerinde ise uçucu yağ, şeker ve glikozit vardır. Yapraklar vitamin (A,C,K) bakımından zengindir. Yapraklar idrar söktürücü ve tansiyon yükseltici olarak kullanılır. Ayrıca, İltihaplı yaraların iyileşmesine yardim eder. aybaşı sancılarını keser. Yüksek tansiyonu düşürür. Kansızlığı giderir. Kansere karşı korur. Mide ve barsaklarda gaz birikmesini önler. Afrodizyak özelliği vardır. Görme gücünü artırır. Kök de aynı özelliklere sahiptir. Taze yapraklar, papağan ve diğer kuşlar için tehlikelidir

MAZI: Servigiller familyasından, pul yapraklı, daima yeşil, ağaç veya ağaççık halinde bulunan bir bitki cinsidir. Halk hekimliğinde yaprakları ve kozalağı kullanılır.
Kullanıldığı yerler: Yaprakları siğilleri yok etmekte kullanılır. Kozalağından barsak kurdu düşürücü ilaç yapılır. Gebe kalmayı önlemek için kullanılır. Bazı zehirlenmelerde panzehir olarak kullanıldığı bilinir.

MELİSSA: Haziran-Ağustos ayları arasında beyazımsı pembe veya sarımsı renkli çiçekler açan, yol kenarlarında ve ekilmemiş yerlerde rastlanan, limon kokulu, 30-100 cm. boylarında, çok yıllık otsu bitkiler. Gövdeleri dört köşeli ve tüylü, yaprakları saplı, oval şekilli ve incedir. Çiçekler, birkaçı bir arada, saplı ve çevrel durumdadır. Bazı bölgelerde Melissa bitkisi, Oğulotu olarak da bilinir.

MENEKŞE: Yaprakları kulakçıklı ve kulakçıkları bitkinin yaprakları şeklinde, hatta daha büyük olarak gelişmiş, tek veya çok yıllık bitkiler. Dünya üzerinde 500 kadar türü bulunur.
Türkiye'de 21 tür, yabani olarak yetişir. Menekşe tıbbi olarak veya süs bitkisi olarak kullanılır. Memleketimizde en çok tanınan, Hercai menekşe ve kokulu menekşedir.
Kokulu menekşe: Mart-Mayıs ayları arasında, koyu mor renkli ve güzel kokulu çiçekler açan, 10-30 cm yüksekliğinde, çok yıllık otsu bir bitki. Bitkinin yaprakları uzun saplı ve kalp şeklindedir. Anadolu'da nadir olarak bulunur. Süs bitkisi olarak yetiştirilir.
Kullanıldığı yerler: Kokulu menekşenin çiçeklerinin terletici ve balgam söktürücü etkisi vardır. Yaprakları yumuşatıcı ve idrar söktürücü kökleri ise ishal etkilidir.
Hercai menekşe: Mayıs-Eylül ayları arasında, açık sarı veya mavimsi renklerde çiçekler açan, 10-30 cm boylarında, bir yıllık otsu bitkiler. Anadolu'da yabani olarak yetiştiği gibi süs bitkisi olarak da yetiştirilir. Bitkinin çiçekli dalları idrar söktürücü bazı deri hastalıklarında kan temizleyici olarak ve romatizmaya karşı kullanılır.

MERSİN: Mayıs-Haziran ayları arasında, beyaz renkli çiçekler açan, 1-3 m boylarında, kışın yapraklarını dökmeyen, güzel kokulu ağaççık. Meyveleri nohut büyüklüğünde, morumsu siyah renkte ve çok tohumludur.
Kullanıldığı yerler: Bitkinin yaprakları, çiçekli dalları ve yapraklarından elde edilen uçucu yağ (Mersin esansı) kullanılır. Yaprak ve meyveler kabız, mikrop öldürücü, iştah açıcı, kan dindirici, antiseptik ve haricen yara iyi edici olarak kullanılır. Taze yapraklarından, su buharı distilasyonu ile Mersin esansı elde edilir. Bu esans renksiz, akıcı, özel kokulu ve yakıcı lezzetlidir. Takriben 100 kg. yapraktan 300 gr. esans elde edilir. Mirtenol, sineol ve terpenler ihtiva ederler. Gıda ve parfümeri sanayiinde kullanılan önemli bir ilkel maddedir. Memleketimizde şeker hastalığına karşı da (günde 10 damla) kullanılır. Mersin meyveleri uçucu yağ, tanen, şekerler ve organik asitler ihtiva eder. Bu meyveler yemiş olarak, kabızlık giderici ve antiseptik olarak kullanılır.

MISIR: Haziran-Ağustos ayları arasında çiçekler açan, 1-2 m. yüksekliğinde, bir yıllık, tek evcikli bir kültür ve tahıl bitkisi. Gövdeleri sert ve diktir. Meyve, yani mısır taneleri, açık veya koyu sarı, esmer veya kırmızımtrak renklerdedir.
Belli başlı mısır çeşitleri: Sert mısır, unlu mısır, patlak mısır ve kavuzlu mısırdır.
Kullanıldığı yerler: Dişi çiçeklerin güneşte kurutulmus püskülü, taneleri ve tanelerinden elde edilen yağ (mısır yağı) kullanılır. Mısır tanelerinde % 67 nişasta, % 10 azotlu maddeler ve % 8 yağ bulunmaktadır. Mısır tanelerinden elde edilen yağ, yemeklik yağ olarak veya kozmetik sanayiinde hammadde olarak kullanılır. Mısır yağı, doymus yağ asidi miktarının düşük olması sebebiyle damar sertliği olan hastalara yemek yağı olarak tavsiye edilir. Mısır püskülü ise tedavide kullanılabilmektedir. İdrar söktürücü ve taş düşürücü olarak kullanılırlar.

MİNE ÇİÇEĞİ: Temmuz-Eylül ayları arasında leylak renginde çiçekler açan, yol kenarları ve boş arazilerde rastlanan, 20-80 cm. boyunda, bir veya çok yıllık otsu bir bitki. Gövdeleri dört köşeli olup, karsılıklı dallanma gösterir. Çiçekler dalların uçlarında başak durumları yaparlar ve tüp şeklindedirler.
Kullanıldığı yerler: Bitki glikozit, acı maddeler ve tanen içerir. Tıbbi olarak, kabız edici, teskin edici etkisi vardir. Bas ve mafsal ağrılarını dindirir. Yorgunluğu ve uykusuzluğu giderir.

MUZ: Tropik ve subtropik bölgelerde yetişen veya yetiştirilen, ağaca benzeyen, 2-3 m boyunda, mor çiçekler açan, meyveleri lezzetli ve nişastaca zengin olan otsu bitkiler. Muz meyveleri çekirdeksiz üzümde olduğu gibi dişi çiçeklerden döllenmeksizin meydana gelir. Meyveleri "hevenk" adını alan büyük salkımlar halindedir. Ağaçlarda bir hevenk üzerinde 50-100 kadar meyve bulunabilir. Muzlar olgunlaşmadan koparılır. Böylece bir müddet saklanabilmesi mümkün olur. Muz ağaçları, tropikal bölgelerde serin ve rutubetli olan gölgeli yerleri severler. Muzun tropik bölgelerde yetiştirilen çeşitli türleri vardır.
Kullanıldığı yerler: Nişasta bakımından zengin olan meyveleri olgunlaştıktan sonra çiğ olarak yenir. Çiğ olarak yenmeyen meyveleri, un imalinde kullanılır. Muz ayrıca, Kemik gelişimini sağlar, sinir zafiyeti ve yorgunluğu giderir. Böbrek ve mafsal iltihabında, barsak hastalıklarında faydalıdır. Kabızlık çekenler fazla yememelidir.

NANE: 0,5-1 m. boylarında, hoş kokulu, otsu çok yıllık bitkiler. Çiçekler genellikle Temmuz-Ağustos ayları arasında açmakta olup mor, pembe, beyaz veya leylak rengindedir.
Kullanıldığı yerler: Kullanılan kısımları yaprakları, çiçekli dalları ile yapraklarından elde edilen uçucu yağdır. Yapraklar veya çiçekli dallar bitki çiçek açmaya basladığında toplanır ve demetler halinde gölgede kurutulur. Yaprakları çay halinde yatıştırıcı, midevi, gaz söktürücü, bulantıyı giderici olarak kullanılır. Bunun yanında çesitli ilaçların terkibinde kullanıldığı gibi, yaprakları çiğ veya kurutulmuş olarak yemeklere konur. Nane esansı, çok miktarda zehir etkili olmasına karşılık az miktarı mide ağrılarına ve bulantılara karşı kullanılabilir. Nane uçucu yağı da oldukça fazla kullanılan bir yağdır.

NAR: Haziran-Temmuz aylarında kırmızı renkli çiçekler açan, iki ile beş metre boylarında agaççıklar. Çanak yaprakları kırmızı renkli, dökülmeyen ve etlidir. Meyveleri küre şeklinde ve portakal büyüklüğünde, önceleri yeşil, olgunlukta kırmızımsı renkte, derimsi kabuklu, çok tohumlu ve etlidir. Meyvenin yenen kısmı, tohumlarının etli ve bol usareli olan kabuğudur.
Kullanıldığı yerler: Bitkinin tohumları meyve olarak yenildiği gibi, gövde-kök ve dal kabukları ile meyve kabuğu da tıbbi olarak kullanılır. Kök ve gövde kabuğu tanen, nişasta ve alkaloitler taşır. Nar meyvesi kabuğu tanen, triterpenler ve az alkaloitler ihtiva eder. Nar ağacı kabuğu çok eskiden beri bilhassa barsak şeritlerine (tenyalara) karşı kullanılır. Yalnız zehirlenmelere yol açabileceğinden dikkatli olunmalıdır.

NERGİS:
20-60 cm. boylarInda, soğanlı bitkilerdir. İlkbaharda çok güzel kokulu çiçekleriyle baharın müjdecisi olarak bilinirler. Çiçekleri kuvvetli kokulu, sarı veya beyaz renkli, tek tek veya birkaçi bir arada bulunurlar. Her bir çiçeğin ortasında beyaz veya sarı renkli bir tacı vardır. Organik maddelerce zengin, nemli, kumlu toprakları sever. Soğanlarıyla üretilir. Nergis türleri daha çok süs bitkisi olarak yetiştirilir. Fulya, beyaz nergis, yabani zerren gibi çeşitleri vardır.
Kullanıldığı yerler: Bitki, zehirli alkaloitler taşır. Kusturucu ve ishal etkilidir. Kurutulmuş çiçekleri yatıştırıcı, müshil ve ateş düşürücü olarak çay halinde kullanılabilir.

NİLÜFER: 20-60 cm. boylarında, soğanlı bitkilerdir. İlkbaharda çok güzel kokulu çiçekleriyle baharın müjdecisi olarak bilinirler. Çiçekleri kuvvetli kokulu, sarı veya beyaz renkli, tek tek veya birkaçı bir arada bulunurlar. Her bir çiçeğin ortasında beyaz veya sarı renkli bir tacı vardır. Organik maddelerce zengin, nemli, kumlu, tinli toprakları sever. Soğanlarıyla üretilir. Nergis türleri daha çok süs bitkisi olarak yetiştirilir. Fulya, beyaz nergis, yabani zerren gibi çeşitleri vardır.
Kullanıldığı yerler: Bitki, zehirli alkaloitler taşır. Kusturucu ve ishal etkilidir. Kurutulmus çiçekleri yatıştırıcı, müshil ve ateş düşürücü olarak çay halinde kullanılabilir.

O

OKALİPTÜS: Haziran-Temmuz ayları arasında, mor renkli çiçekler açan büyük ağaçlardır. Yaprak şekli bitkinin yaşına göre değişir. Ana vatanı Avustralya olan bu ağaç, halk arasında sıtma ve kının ağacı olarak da tanınmaktadır. Anadolu'ya ilk defa, Muğla vilayetinin Fethiye kazasında Dalaman'da bir çiftlik kuran Mısır Hidivi Abbas Hilmi Paşa tarafıindan, süs ağacı olarak sokulmuştur. 1830'a doğru Avustralya'dan Italya'ya getirilen çesitli cins okaliptüslerin kış olması dolayısıyla çoğunluğu kuruduğundan bu ağacın yumusak iklimde yaşamadığı kanaatine varıldı. 1852'de Cezayir'de tekrar denendi. Daha sonra da Kuzey Afrika ve Güney Avrupa'da denenerek sıcak yerlerde yetiseceği anlaşılmıştır. Okaliptus ağaçları, çok yüksek olan kabiliyeti, fazla miktarda toprak suyunu alıp havaya vermesi sayesinde bataklık yerlerin kurutulmasında insanlığa olan hizmetlerinin tanınmasından sonra yalnız Avustralya'da olan gelişme alanı kısa bir zamanda çok genişlemiştir.
Kullanıldığı Yerler: Taze yapraklarının su buharı ile distillenmesi suretiyle elde edilen okaliptus, muhtelif cila, kafuru, çam sakızı ve zamk, yine bir nevi vernik olan kokulu reçine imalinde kullanılmaktadir. Öksürüğü keser, boğaz ve burun iltihaplarını giderir. İdrar yollarını temizler. Haricen deri üzerine sürülmek suretiyle antiseptik olarak da kullanılır. Okaliptus yaprakları doğrudan doğruya kaynatılarak kullanıldığı gibi, yağının tıpta da pekçok faydaları vardır. Yapraklar nefes darlığı, kabız, balgam söktürücü olarak, haşere sokmalarına, her nevi ateşlenmeye, nezle, bronşit, romatizma, şeker gibi hastalıklarda, yağ veya ekşitilerek sirke, toz sabun, pudra ve macun şeklinde kullanılır.

Ö

ÖKSEOTU: Mart-Nisan ayları arasında, dalların ucunda sarımsı-yeşil renkli çiçekler açan, 20-100 cm. boylarında, kışın yapraklarını dökmeyen, çalı tipinde, yarı parazit bitkiler. Halk arasında burç, çeti, çekem, gökçe, gövelek, yalınkaya gibi isimlerle bilinir. Memleketimizde çok değisik ağaçlar (çam, köknar, söğüt, kavak, armut, elma, kayısı gibi meyve ağaçları) üzerinde yetişir. Meyveleri 8-10 cm. çapında, küre şeklinde toparlak ve beyaz, iç kısmı yapışkanlı olup, yaprakların veya dalların arasında sapsız olarak birkaçı birarada bulunur. Ökseotu, ardıç kuşları ile daldan dala ve ağaçtan ağaca taşınır. Bu kuşlar, meyvanın yapışkan kısmını severek yerler ve bu esnada gagalarına yapışan kısmı temizlemek için, gagalarını dallara sürterler ve böylece tohumlarını bu kısımlara bulaştırırlar. Tohumlar burada çimlenir ve gelişirler.
Kullanıldığı yerler: Bitki rezin, saponinler, alkaloitler taşır. Meyve ve yapraklı dallar kabız, idrar arttırıcı, tansiyon düşürücü ve kusturucudur. Meyveleri ezilerek, çıbanlar üzerine konulup, cerahatin dışarı çıkmasını sağlar. Romatizma ağrılarına karşı da kullanılır. Zehirli olduğu için az miktarda kullanılmalıdır.

P

PANCAR: Doğu Akdeniz sahillerinde yabani olarak yetişen, ince köklü, bir veya iki yıllık otsu bir bitki. Bu bitkiden elde edilmiş olan kültür şekilleri şunlardır:
Şekerpancarı: Kökleri büyük, etli bir yumrudur. % 12-20 oranında sakkaroz taşır. Memleketimizde kültürü yapılarak, şeker elde edilmesinde kullanılır
Kırmızı Pancar : Kökleri yuvarlak bir yumru şeklindedir. Antosiyan bakımından zengindir. Sebze olarak kullanılır.
Pazı: Yaprakları büyük olan bir sebze bitkisidir. Aynı ıspanak gibidir. Sindirimi kolay ve bol vitaminli olduğundan besleyicidir.
Yem Pancarı: Kırmızi pancara benzer. Besin değeri azdır. Daha çok hayvan yemi olarak kullanılır.

PAPATYA: Mayıs ve Ağustos ayları arasında çiçek açan, 20-50 cm. boyunda, güzel kokulu bir yıllık otsu bitki. Yol kenarı, boş alanlarda oldukça çok rastlanır. Yaprakları parçalı ve tüysüzdür.
Kullanıldığı yerler: Çiçek durumu başları, çiçek açmadan önce toplanarak gölgede kurutulur. Bileşiminde uçucu yağlar, rezin, acı maddeler ve fenolik bileşikler bulunur. % 1'lik çay halinde sabahları aç karnına bir bardak içilebilir. İdrar çoğaltıcı, iştah açıcı, yatıştırıcı ve gaz söktürücü etkilere sahiptir. Memleketimizde 50 kadar Anthemis türü bulunmakta ve izmir papatyası, yabani papatya, beyaz papatya gibi isimlerle bilinmektedir.
Papatya yağı: Spazm giderir. Ağrıları dindirir. Mikropları öldürür. Sinirleri yatıştırır.

PATATES: Boyu 60-80 cm.'ye varan, beyazımsı-pembemsi çiçekler açan, yumruları hariç zehirli otsu bitkiler. Bitkinin toprak altında kalan yumruları "patates" olarak bilinir. Bu yumrular nişasta bakımından zengin olduğundan önemli bir besin maddesidir. Bitkinin toprak üstü kısımlarında zehirli alkoloitler bulunmasına karşılık yumruları zehirli değildir. Ancak çimlenmis patateslerde de bu alkoloitler teşekkül ettiğinden zehirlenmelere sebebiyet vermektedir. Zehirlenme belirtileri sindirim sistemi bozuklukları, bol terleme ve halsizlikle kendini gösterir. Patates yumrularında bulunan nişasta taneleri yumurta veya armut şeklinde olup, 70-100 mikron büyüklügünde tanelerden ibarettir. Patates, dıs kabuk rengine göre sarı ile kırmızı, etine göre beyaz ve sarı olarak ayrılır. Sarı patates makbuldür. Memleketimizde Adapazarı'nın patatesi meşhurdur. Bunun yanında Niğde, Kayseri ve Ege bölgesinde çok yetiştirilmektedir.
Kullanıldığı yerler: Patateste nişastadan başka belli bir oranda protein de vardir. Nişasra % 20, protein % 2, besin değeri 95 kaloridir. Şeker hastalarına faydalıdır. Susuzluğu giderir. Mide ve onikiparmak barsağı ülserinde yararlıdır. Karaciğer şişliğini giderir. Barsak solucanlarının düşürülmesine yardımcı olur. Damar sertliğinde faydalıdır. Sert bir şey yutulduğu zaman yabancı maddenin vücuda zarar vermeden çıkartılmasını sağlar.

PATLICAN: Sebze olarak yenilen, mor renkli, uzunca silindirik veya yuvarlak bir yaz sebzesidir. Vatanı tropik Hindistan'dir. Sıcak memleketlerde yetiştirilir. Orta ve kuzey Avrupa'da çok az tanınmış olmasina rağmen, memleketimizde yazın çok yaygın yenen bir sebzedir. Patlıcanın uzunca olanlarına daha çok kemer patlıcanı, yuvarlak olanına tophane veya bostan patlıcanı adı verilir. Patlıcanın az çekirdekli veya çekirdeksiz ve eti yumuşak olanı makbuldür. Çeşitli yemekler ve turşusu yapılır. Özellikle zeytinyağlı yapılarak yenmesi tavsiye edilmektedir.
Kullandığı yerler: Kansızlığı giderir. Karaciğer ve pankreasin düzenli çalışmasını sağlar. Kilo vermeye yardımcı olur. Böbrek yanmaları ve ağrılarını keser. Sinirleri yatıştırır. Kalp çarpıntılarını giderir. Cilt hastalıkları, şeker, mide, barsak ve karaciğer hastalıkları aşırı derecede olanlar yememelidir.

PELİNOTU:
Temmuz-Ağustos ayları arasında sarı renkli çiçekler açan, 40-100 cm. boylarında, az çok tüylü, kokulu, çok yıllık otsu bir bitkidir. Daha çok kayalık ve kurak yerlerde yetişir. Yaprakları parçalı, grimsi beyaz renklidir.
Kullanıldığı yerler: Çiçekli dalları çiçeklerin açılması esnasında toplanarak gölgede kurutulur. Uçucu yağ ve acı maddeler taşır. İştah açıcı, kuvvet verici, idrar arttırıcı, ateş düşürücü ve kurt düşürücü etkileri vardir. Yüksek dozlarda zehirlenmeler yapar. Toz olarak günde (% 1-3'lük) 2-3 bardak içilebilir.

PIRASA: Kök ve gövdesi toprak altında bulunan, sarmısağa benzeyen bir kış sebzesidir. Yaprakları şerit şeklinde ve uzun olup, toprak üstünde gelişir. Çiçekler bir sapın tepesinde bulunur. Bitkinin sebze olarak kullanılan kısmı, gövdesi ve boru şeklindeki yapraklarıdır. Pırasanın bilinen ve kullanılan birkaç çeşidi vardır.
Kullanıldığı yerler: Sebze olarak yemeği yapılır. Besin değeri soğana göre azdır. Şurubu göğsü yumuşatır, öksürüğü keser. Mide rahatsızlıklarına iyi gelir. Üremi ve idrar tutukluğunda faydalıdır. Sinirleri kuvvetlendirir. Kabızlığı giderir. Pırasa suyu, yüzdeki sivilce ve lekelere faydalıdır. Arı sokmasında da kullanılır.

PORTAKAL: Turunçgillerden bir meyve. Akdeniz çevresinde ve sıcaklık ortalaması 23° ila -3°C arasında olan yerlerde yetişen ağaçlardır. Bu ağaçların meyveleri portakal adını alır. Portakal meyveleri tam yuvarlak veya yumurta şeklindedir. Kabukları sarımsı turuncu renkte, hoş kokulu ve suyu mayhoş tatlıdır. Portakal ağacı genellikle 2-3 m. boyundadır. Verdiği meyve de 500-600 civarındadır. Meyveleri sarımsı-kırmızı renkli çok gözlü ve gözleri etli tüylerle doludur. Portakalın çekirdekli ve çekirdeksiz çeşitleri vardır. Çekirdeksiz cins olan Finike, Mersin ve Hatay'da yetişen "yafa portakalı" kalın kabuklu ve uzunca meyvelidir. Kabuklarından reçel yapılır. Dörtyol portakalı ise çekirdeklidir. İnce kabuklu ve suludur.
Kullanıldığı yerler: Kabuklarından portakal esansı elde edilir. Bundan dolayı kabuk, çiçek ve yapraklarından parfümeride koku ve lezzet vermekte kullanılan uçucu yağlar elde edilir. Organik asitler, şekerler ve C vitamini yönünden zengindir. Portakal çiçeklerinin kaynatılmasından elde edilen su, spazm giderir. Portakal kabuklarından yapılan şurup ise mide hastalıklarında kullanılır. Soğukalgınlığı, grip ve nezlede faydalıdır. Ateşi düşürür. Şeker hastalarına faydalıdır. Cildi güzelleştirir .

R

REZENE: Haziran-Ağustos ayları arasında sarı renkli çiçekler açan bir buçuk-iki metre boylarında iki yıllık kokulu otsu bitkiler. Yaprakları saplı ve tüysüzdür. Bitkinin gövdeleri dik, içleri boş silindir şeklinde ve tüysüzdür. Meyveleri silindir şeklinde tüysüz ve yeşilimsi esmer renktedir. Tohumları protein ve yağ bakımından zengin bir besi dokuya sahiptir. Birçok çeşidi vardır. Daha çok kayalık ve kurak yerlerde yetişir.
Türkiye'de yetiştiği yerler: Ege ve Akdeniz bölgesi.
Kullanıldığı yerler: Bitkinin kullanılan kısımları meyve, kök ve yapraklardır. Rezene meyveleri şeker, nişasta, tanen, sabit ve uçucu yağlar taşır. Midedeki gazı giderici, süt çoğaltıcı ve yatıştırıcı (müsekkin) olarak çay veya toz halinde kullanılır. Yaprakları yara iyi edici, kökü ise idrar arttırıcıdır. Boğmaca, dalak hastalıkları ve idrar zorluğunda faydalıdır.

ROKA: Bir veya iki yıllık otsu bitkiler. Yapraklar toplu, dişli kenarlı ve tüylüdür. Çiçekler sarımtrak veya beyazımtrak olup, üzerleri morumsu damarlıdır. Sebze olarak bahçelerde yetiştirilir. Sert kokulu ve baharatlı bir bitkidir. Kök ve tohumdan üretilir. Bol sulak yerlerde yetişir.
Kullanıldığı yerler: Bitkinin yaprakları yakıcı, lezzetli bir uçucu yağ ihtiva eder ve C vitamini taşır. C vitamini miktarı oldukça yüksek olup, 100 gram taze yaprakta takriben 150 mg. kadar bulunur. Roka yaprakları daha çok sonbahar ve kış aylarında salata olarak kullanılır. İştah açıcı, uyarıcı, kuvvet verici ve öksürük kesici özelliği vardır. Tohumları da aynı etkileri gösterir. Afrodizyak özelliği vardır.

S
SAFRAN: Eylül-Ekim ayları arasında, mor renkli ve hoş kokulu çiçekler açan 15-30 cm. boylarında, soğanlı, otsu bir bitki. Etli ve yuvarlak 2-3 cm. çapında bir soğanı vardır. Üretimi de bu soğanlarla yapılır. Safran, Hititler döneminden beri Anadolu'da bilinmekte ve ilaç olarak kullanılmaktadır. Grekler döneminde de Batı Anadolu'da oldukça ticareti yapılmıştır. Osmanlılar döneminde de önemini koruyan bir ihraç ürünü olmustur.
Kullanıldığı yerler: Kırmızı renkli boya maddeleri, şekerler, uçucu ve sabit yağlar ihtiva eder. Sinir sistemini uyarıcı, istah açıcı, adet söktürücü, koku ve renk verici olarak kullanılır. Toz halinde iştah açıcı ve midevi olarak kullanılabilir. Fazla miktarda kullanılmamalıdır. Hamileler kesinlikle kullanmamalıdır.

SALEP: Bu bitkilerin toprak altında iki yumrusu bulunur. Bunlardan biri ana yumrudur ve o senenin gövdesini verir. Diğeriyse gençtir ve gelecek yılın yumrusunu verir. Salep elde edilen türlerin hepsi yumruludur. Salep daha çok kireçli toprakları sever. Ormanlık bölgelerde yetişen saleplerin yumrusu iri olur. Çayırlarda yetişen saleplerin yumrusu ise daha zayıftır.
Nasıl elde edilir?: Bitki çiçekteyken, toprak altındaki yumruları toplanır. Yalnız yan yumru alınır, gövdeyi taşıyan ana yumru genellikle alınmaz. Fakat her ikisi de kulanılabilir. Yumrular kremsi, yumurta şeklinde veya çatalsıdır. Toplanan yumrular suyla yıkanarak temizlenir, ipe dizilir ve su veya sütle kaynatılır, sonra açık havada kurutulur. Kurutulan yumrular dövülerek toz edilir. Elde edilen bu toz kullanılacak hale gelmiş olan salebi verir.
Kullanıldığı yerler: Bileşiminde nişasta, şekerler ve azotlu maddeler vardır. Bilhassa çocuklarda ishal kesici, kuvvet verici ve gıda olarak kullanılır. Barsak nezlesinde soğuk algınlıklarında ve öksürüğe karşı halk arasında çok kullanılmaktadır. Afrodizyak etkisi vardır.

SARMISAK:
Temmuz-Ağustos ayları arasında beyaz veya pembemsi renkli çiçekler açan, 20-100 cm. boylarında çok yıllık otsu bir bitki. Sarımsak diye de tabir edilir. Vatanı Orta Asya'dır. Toprak altında büyükçe bir soğanı bulunur. Yaprakları uzun, yassı, buğday yaprağı gibidir. Sarmısağın soğan kısmı beyazımsı renkli olup, soğancık veya dişlerden meydana gelir. Soğancıkların hepsi bir arada ve bir kabuk tarafından sarılmıştır. Memleketimizde beyaz ve siyah sarmısak yetiştirilmektedir.
Kullanıldığı yerler: Sarmısağın bileşiminde şekerler, vitaminler (A,B,C), kükürtlü bir uçucu yağ ve içerisinde bol olarak allil sülfür bulunur. Sarmısağın özel kokusu ve tadı bundan ileri gelir. Çok eski çağlardan beri bilinmekte ve tedavide kullanılmaktadır. Eskiden salgın hastalıklarla mücadelede çok kullanılmaktaydi. Antiseptik, istah açıcı, tansiyon düşürücü, solucan düşürücü, idrar arttırıcı, kan temizleyici etkileri vardır. Bakteriler üzerinde üremeyi azaltıcı ve öldürücü etkisi vardır. Eskiden harplerde antibiyotik ve antiseptik olarak çok kullanılmıştır. Ayrıca, kansere karşı üstün bir koruyucu, hemeroide faydalı, bronşit, astım, varis, siyatik ve romatizma ilacı olan sarmısağın faydaları ve kullanıldığı yerler çoktur.

SEMİZOTU: Çok yaygın ve yabani olarak bağ ve bahçelerde yetişen, bir yıllık otsu bir bitki. Semizotunun vatanı Asya'dır. Gövdeleri toprak üstünde yatık, yaprakları sapsız ve etli olup, çiçekler sarımsı renklidir. Meyveleri çok tohumludur. Tohumdan yetiştirilebilir. Demir ve C vitamini bakımından zengindir.
Kullanıldığı yerler: Yeşil yaprakları ve körpe dalları sebze olarak yenir. Mayhoş bir tadı vardır. Besleyici bir sebzedir. Mide ve barsak kanamalarında ve kanlı idrarda faydalıdır. Kanı temizler. Şeker hastalığında susuzluğu giderir. Uykusuzluk, sinir ve zihin yorgunluğunda faydalıdır.

SİNAMEKİ: Afrika, Hindistan ve Arabistan'in yarı çöl ve dağlık bölgelerinde yetişen, 50-150 cm. boylarında, sarı renkli çiçekler açan çalı tipinde ağaççıklar. Meyveleri fasulye meyvesi gibi esmer, yeşilimsi veya siyahımsı renklidir. İçlerinde 6-10 kadar tohum bulunur.
Kullanıldığı yerler: Bitkinin yaprak ve meyveleri antresan türevleri taşır. Bundan dolayı da müshil etkilidirler. Etkileri kalın barsak üzerinedir. Toz halinde 0,5-1 gr. (günde 2-3 defa) veya 5-10 gr. sinameki yaprağı üç su bardağı su ile kaynatılarak iki defa içilir. Memleketimizde çok kullanılan müshil ilacıdır. Kolit ve spastik kabızlıkta kullanılmaz.

SOĞAN: Soğan çok eski çağlardan beri yemeklere çeşni veren bir sebzedir. Yeşil yaprakları ve kuru yumruları kullanılır. Soğanın içinde C vitamini bulunur ve besleyici ve iştah açıcı bir besindir. İçinde bulunan kükürtlü bir madde soğana acılık verir, gözleri yakar ve yaşartır. Soğan, birçok faydayı beraberinde getiren bir bitkidir. İdrar söktürür. İdrar tutukluğu ve damar se

Ü

ÜVEZ: 5-10 m. yüksekliğinde, Mayıs-Haziran ayında beyaz renkli çiçekler açan ve kışın yaprağını döken ağaçlar. Meyveleri 10-20 mm. çapında, küre veya armut şeklinde, yeşilimsi sarı veya kırmızımsı-esmer renkli olup, buruk lezzettedir. Türkiye'de 11 kadar üvez türü bulunur.
Kullanıldığı yerler: Meyveleri parasorbinik asit, malik asit, şekerler sorbitanik asit, pectin karotensid ve vitamin C ihtiva eder. Özellikle bir şeker olan sorbos şeker hastaları rejimi için iyi bir tatlandırıcıdır. Meyveleri ve yaprakları kabız edicidir. Yine meyveleri idrar söktürücü, kadınlarda adetleri kolaylaştırıcı etkilere sahiptir. Meyveler C vitaminince zengindir. Yapraklarının % 5'lik çayı şeker hastalığına karşı kan şekerini düşürücü olarak kullanılmaktadır. Zararsızdır.

ÜZERLİK: Ören yerlerinde, höyüklerde ve terk edilmiş köylerde sık rastlanan üzerlik bitkisine arkeologların yol göstericisi de diyebiliriz. Yaz ortalarına dek yemyeşil kümeler halinde görülen üzerlikler özellikle Orta Anadolu bozkırında çok yaygındır. Yerleşim yerlerinin yakınında gelişir, çünkü azot seven bir bitkidir. Köylerin, ağılların, yaylaların çevresindeki topraklar her gün sağıma gelip giden sürülerin dışkılarıyla zenginleştikçe üzerlik bitkisi de kısa süre içinde bu topraklara yerleşir. Uzun ömürlü bir bitkidir üzerlik; bunun yanı sıra, birkaç metre derine inen kökleri vardır. Bunlar, onun yazın da yeşil kalmasını sağlar. Anadolu folklorunda tütsü ve nazarlık olarak kullanılmasının yanı sıra, halk tıbbı da üzerliği binlerce yıldan beri şifa verici olarak tanır. Üzerlik tohumlarının son yıllarda uluslararası uyuşturucu pazarında bir meta haline gelişi de dikkat çekicidir.
Başlıca Özellikleri: Üzerlik, 30-70 cm yükseklikte, tüysüz, parçalı yapraklı, sarımsı beyaz çiçekli ve acımsı keskin kokulu bir bitkidir. Haziran ayında çiçek açan üzerlik daha sonra tohuma durur. Nohut büyüklüğündeki meyveleri yeşilden sarıya dönüşür. Sonbahara doğru olgunlaşan kapsüllerin her birinde 2-3 mm uzunlukta, üçgen piramit biçiminde, kahverengi-siyah renkte 21-22 tohum bulunur. Görmeyi az miktarda artırdığı, tükürük salgısını azalttığı, damarları genişleterek kan basıncını düşürdüğü, kan şekeriniyse yükselttiği bilinmektedir. İnsanlarda ağır zehirlenmelere yol açan bitkiler arasında sayılmamakla birlikte sürü hayvanları için zehirli olduğu söylenir.
Kullanıldığı yerler: Çoğunlukla tohumları kullanılır. Tohumlarında hamin, harmalin, peganin gibi alkaloitler vardir. Kurt düşürücü ve narkotikdir. Halk arasında ekzama, basura karşı ve tütsü olarak kullanılır.

Y

YASEMİN: Beyaz renkli ve kuvvetli kokulu çiçekleri olan tırmanıcı bir bitki. Vatanı Himalayalar'dır. Akdeniz bölgesi ikliminde kolayca yetiştiğinden süs bitkisi olarak yetiştirilmektedir. Bitkinin yaprakları karşılıklı ve 5-9 yaprakçıklıdır.
Kullanıldığı yerler: Çiçekleri uçucu yağ taşır. Uçucu yağ parfümeri sanayiinde kullanılır. Çiçeklerinden hazırlanan çay (% 5'lik) göğüs yumuşatıcı ve sinirleri yatıştırıcı olarak kullanılır. İtalyan yasemini, sarı yasemin veya yaban yasemini (Anadolu'da kurt düşürücü olarak kullanılan sarı çiçekli çalı tipindeki bitkiler), Arap yasemini, Hind yasemini gibi çeşitleri vardır.

YILAN YASTIĞI: Yaprakları büyük ve koyu kırmızı olan, mide bulandırıcı bir koku salan, büyük yumrulu bir bitkidir. İstanbul çevresinde, Ege ve Akdeniz bölgesinde yetişir. Kullanıldığı yerler: Ateşi düşürür. Terletir, vücuda rahatlık verir. Sinirleri uyarır.

YOSUN:
Çiçeksiz bitkilerin, suların yüzünde veya diplerinde bulunan bir şubesidir. Kullanıldığı yerler: Haşlaması barsak kurtlarını döker. Saçlar yıkanırsa kuvvetlendirir.

YULAF: 50-150 cm. boyunda, bir yıllık otsu bir tahil bitkisi. Yulafın çiçek durumu arpa ve buğdaydan çok farklıdır. Burada başak yerine bileşik salkım durumu yer alır. Başakçıklar 2-3 çiçekli olup, eksen üzerinde salkım şeklinde dizilmişlerdir.
Kullanıldığı yerler: Yulaf taneleri sabit yağ, azotlu maddeler ve karbonhidratlar taşır. Ortaçağlardan beri gıda ve ilaç olarak kullanılır. Küçük çocuklarda ve hastalık sonlarında kuvvet verici olarak çok tercih edilir. Yulaf unu bilhassa çocuk mamalarının yapımında kullanılır. Ayrıca, iktidarsızlığı giderir. Guatri önler. Mide ve barsak bozukluklarını giderir. Kandaki şeker miktarını düşürür.

Z


ZENCEFİL: İştah açar. Bağısak gazı söktürür. Kusmayı önler. İshali keser. Bedeni ve zihin gücünü artırır. Afrodizyak özelliği vardır.

ZERDAÇAL: Sarı çiçekli, büyük yapraklI, çok yıllık otsu bir bitki. Vatanı Hindistan olmakla beraber çoğu tropik bölgelerde yetişir. Bitkinin toprak altındaki ana rizomlari yumurta veya armut şeklindedir. Yan rizomları ise parmak şeklindedir. Rizomlarin üst yüzü sarımsı, iç yüzü ise sarı renklidir. Tadı acımsıdır.
Kullanıldığı yerler: Bileşiminde uçucu yağlar, reçine ve kurkumin adında sarı renkli boya maddesi vardir. Tedavide midevi ve gaz söktürücü etkiye sahiptir.


efe@efe09.com