|
Hastalık Seçiniz
A
ADAM OTU:Kökleri % 0,3 oranında
Hiyosiyaminlerle Skopolamin alkaloitlerini taşır. Bundan dolayı zehirli
bir bitkidir. Ağrı kesici, yatıştırıcı, cinsel gücü arttırıcı
etkileri vardır. Halen tedavide çeşitli preparatlarin terkibinde kullanılmaktadır.
Rastgele kullanıldığında zararlı olur.Kökleri insana benzediği için,
bu isim verilmiştir.
ANASON: Haziran-Ağustos aylarında, beyaz renkli çiçekler açan,
50-60 cm. yüksekliğinde, bir senelik bitki. Gövde dik, silindir biçiminde,
içi boş, çok dallı, tüylü ve üstü çizgilidir. Alt yaprakları
uzun saplı, oval veya kalb biçimindedir. Meyveleri armut şeklinde küçük,
üzeri tüylü, yeşilimsi sarı renklidir. Meyvalarında nişasta, sabit
ve uçucu yağ bulunmaktadir. Uçucu yağ miktarları bitkinin cinsine ve
yetistiği yerin şartlarına bağlıdır.Meyvelerinden su buharı
distilasyonu ile elde edilen anason yağı, hemen hemen renksiz ve
karakteristik kokuludur. Anason tıpta midevi, bağırsak gazlarının teşekkülünü
önleyici, hazmı kolaylaştırıcı ve göğüs yumuşatıcı olarak
kullanılır. Ayrıca nefes darlığı, öksürük ve kalp çarpıntısı
rahatsızlıklarında da etkilidir. Anason yüksek dozda alındıgında baş
ağrısı, uyuşukluk, görme zorluğu yapar. Bilhassa çocuklara uyku
vermede, midede teşekkül eden gazları gidermede çok faydalıdır.
Bebekler için bir çay kaşığı tohum bir bardak suya olmak üzere çay
olarak hazırlanır. Yemeklerden önce veya süte katılarak bir kaç çay
kaşığı verilir.
Kullanıldığı yerler: Kullanılan kısmı, meyvaları ve
yapraklarıdır. Meyveleri tamamen olgunlaştıktan sonra toplanır ve gölgede
kurutulur. Hazmı kolaylaştırır. İştahsızlığı giderir. Mide
ve barsak gazlarını söktürür. İdrar artırır. Migren ağrılarını
keser. Astım, nefes darlığıi ve bronşitte görülen şikayetleri
giderir.
ASLAN AĞZI: Türlü renklerde yetişen güzel görünümlü bir
bitkidir. Kokusuzdur. Daha ziyade süs bitkisi olarak kullanılır.
Kullanıldığı yerler: Balgam söktürür. Bronşitte
rahatlık verir.
|
|
B |
BADEM: Mart ve Nisan ayları arasında
beyaz veya pembe renkli çiçekler açan, 5-12 m. yüksekliğinde bir ağaç.
Birçok çeşitleri varsa da, tıbbi bakımdan ikisi mühimdir. Tohumun
lezzeti birincisinde tatlı, ikincisinde ise acıdır. Yaprakları saplı,
parlak, yeşil renkli, kenarları dişlidir. Çiçekleri yaprakların gelişmesinden
önce açar ve kısa saplıdır.
Kullanıldığı yerler: Acı ve tatlı badem tohumlarından
tazyik usulü ile yağ elde edilir. Badem tohumlarında yağ, E vitamini;
şekerler ve emulsin isimli enzim vardır. Acı badem tohumları uçucu yağ
taşırlar ve ayrıca siyanogenetik bir glikoz olan amygdalin maddesi
ihtiva ederler. Acı bademin uçucu yağı, iyi bir koku ve tat giderici
(balık yağına ilave edilir) ve hafif bir dezenfektandır. Badem
tohumları, badem şurubu hazırlanmasında kullanılır. Çocuklar için
iyi bir müshildir. Kremlerin terkibine girer. Meyve kabuğu halk arasında
boğaz ağrılarına karşı kullanılmaktadır.
BAMYA: Mutedil iklimlerde yıllık, sıcak iklimlerde ise, bir kaç
defa yetiştirilebilen, boyu 1-2 metreye kadar uzayan, yaprakları asma
yaprağına benzeyen, meyvesi beş bölmeli, tohumları yuvarlak ve yeşilimtrak
gri renkte bir sebze.
Kullanıldığı yerler: Faydalı bir sebzedir. Yaş veya
kuru olarak sarf edilir. Konserveleri de yapılır. Meyveleri müsilajlidir.
Kabızlik tedavisi ve barsakların düzenli çalışması için faydalıdır.
BÖĞÜRTLEN: Haziran-Eylül ayları arasında, beyazımsı veya
pembemsi renkli çiçekler açan, yüksek boylu, çok senelik, dikenli ve
çalı görünümünde bir bitki. Ekilmemiş yerlerde, çit, yol ve hendek
kenarlarında çok bulunur. Gövdeleri silindir şekilli, içi dolu,
odunlu ve dikenli dallar, önce dik, sonra aşağı doğru kıvrık.
Yapraklar saplı, kenarları dişli, alt yüzeyleri tüylüdür. Yaprak
sapında, uçları geriye doğru kıvrık dikenler bulunur. Rengi önce yeşil,
sonra kırmızı ve daha sonra olgunlukta siyahimtraktir.
Kullanıldığı yerler: Kullanılan kısımları yaprakları
ve çiçek tomurcuklarıdır. Yapraklar bitki çiçek açmadan toplanır
ve gölgede kurutulur. Yapraklarda tanen ve organik asitler ihtiva eder.
Hafif kabız edici özelliği olmakla beraber; diş etleri, bademcik ve boğaz
iltihaplarında, ishal ve basurda kullanılmaktadır. Böğürtlenin 70
kadar türü vardır.
|
|
Ç |
ÇAM FISTIĞI: Çam kozalaklarının içinden
çıkartılır. Kuvvetli bir besindir. Günde 2 çorba kaşığından
fazla yenmemelidir.
Kullanıldığı yerler: Bronşit, verem ve akciğer hastalıklarının
çabuk iyileşmesine yardımcı olur. Afrodizyak özelliği vardır.
|
|
D |
|
DEREOTU: Nisan-Haziran ayları arasında, sarımtrak
renkli çiçekler açan 30-70 cm. boyunda, güzel kokulu, bir senelik otsu
bir bitkidir. Dereotu, durakotu olarak da bilinir. Rutubetli, sulak ve gölgeli
yerleri sever. Gövdesi dik, dalli, tüysüz, üstü çizgili ve içi boştur.
Yapraklar ince ve dar parçalı, koyu yeşil renkli ve etlidir.
Kullanıldığı yerler: Bitkinin kullanılan kısmı
meyveleridir. Meyveler eylül sonunda toplanır ve gölgede kurutulur.
Meyvelerinde sabit ve uçucu yağ, pektin ve azotlu bileşikler vardır.
Meyveler yatıştırıcı, mide ve bağırsak gazlarını önleyici olarak
kullanılır. Hazımsızlık ve hıçkırığa da tesiri iyidir. Yaprakları
da yemek ve salatalarda kullanılır.
DEVEDİKENİ: Bileşikgillerden, tarlada yetişen 1 metre kadar
boyunda bir bitkidir. İnce ve çengelli bir yapıya sahiptir. Yasken güzel
koku verir. Kuruyunca kokusunu kaybeder.
Kullanıldığı yerler: Ateş düşürücü, terletici ve vücuda
rahatlık verici olarak kullanılır.
DÜĞÜNÇİÇEĞİ: Nisan-Temmuz ayları arasında, parlak sarı,
nadiren beyaz renkli çiçekler açan bir veya çok senelik otsu
bitkilerdir. Memleketimizde 78 türü bulunmaktadır.
Kullanıldığı yerler: Düğünçiçeği türleri yakıcı,
tahriş edici, kızartıcı ve zehirli bitkiler olarak tanınmışlardır.
Tedavi sahasında nadiren kullanılır. Tedavi maksadıyla kullanılmakta
olan türler şunlardır: Yakıcı düğünçiçeği, yumrulu düğünçiçeği
, basurotu, bataklık düğünçiçeği . Basurotu ortaçağdan beri
basura karşı kullanılmaktadır. Kavak merhemi ile birlikte haricen
basura karşı verilmektedir.Bataklık düğünçiçeği ise zehirli
olarak tanınmış bir türdür. Haricen kızartıcı ve kan toplayıcı
olarak kullanılır.
E
EBEGÜMECİ: Çiçekleri şifalı olan,
yaprakları da sebze olarak yenilen, kendi kendine yetişen bir
ottur. 20-70 cm. boyundadır. Mayıs-Ağustos ayları arasında çiçek
açar. Yaprak ve çiçekleri taze iken kullanılır.
Kullanıldığı yerler: Göğsü yumuşatır, öksürüğü
keser. Mide ve barsakların düzenli çalışmasını sağlar, kabızlığı
giderir. Ateşi düşürüp, vücuda rahatlık verir. Boğaz ve
bademcik iltihablarını giderir. Burun kanamasını durdurur. Diş
eti hastalıklarını tedavi eder, mide ağrısını keser.
EĞRELTİOTU: Türlerinin çoğunluğu tropik bölgelerde
yetismektedir. Bugün yaşayanların çoğunluğu, çok yıllık
otsu bitkilerdir. Kartal eğreltisi, Venüs saçı, erkek eğreltiotu,
geyik dili, kaya eğreltisi memleketimizde bulunan eğrelti çeşitleridir.
Bu eğrelti çeşitlerinden erkek eğreltiotu tıpta kullanılır.
Kullanıldığı yerler: Bitkinin kullanılan kısmı
kökleri ve yapraklarıdır. Kökleri sonbaharda toplanıp, birkaç
gün, havada sonra hafif ısıda kurutulur. Kökleri kalın, dişi
siyah, içi beyazdır. Özel bir kokusu, tatlımsı ve kekremsi bir
tadı vardır. Bileşiminde uçucu ve sabit yağlarla, reçine, nişasta
ve etkin madde filisin vardır. Barsak parazitlerine karsı çok
eski tarihlerden beri kullanılmaktadır. Toz veya hulasa halinde alınır.
Müshil olarak yağı ilaçlarla verilmemelidir. Zira yağlar, ilaçtaki
toksin maddelerin yayılmasını kolaylaştırarak şiddetli
zehirlenmelere sebep olabilir. Tavsiye edilen miktarın dışına çıkmamalıdır.
|
|
F |
FESLEĞEN: Haziran-Eylül ayları arasında,
pembemsi veya sarımsı-beyaz renkli çiçekler açan, 20-40 cm. yüksekliğinde,
çok senelik, kuvvetli kokulu, otsu bir bitkidir. Reyhan otu olarak
da bilinir. Vatanı İran ve Hindistan'dır. Gövdeleri dik, tüysüz
veya hafifçe tüylü, çok dallı ve yapraklıdır.Yapraklar karşılıklı
ve uzunca saplı olup, hoş kokuludur. Çiçekler üst yaprakların
koltuğunda ekseriya 6 çiçekli durumlar halinde toplanmıştır.Çanak
ve taç yaprakları tüp şeklinde ve 2 dudaklıdır.Meyveleri oval
şekilli, küçük ve parlak siyah renklidir.
Kullanıldığı yerler: Bitkinin kullanılan kısımları,
taze çiçekli dalları ve tohumlarıdır. Uçucu yağ taşımaktadır.
Bu yağ içinde estragol,linalol, cineol ve pinen vardır. Fesleğen
midevi, yatıştırıcı ve barsaklarda gaz teşekkülüne mani
olucu özelliklerinden dolayı % 1-2 lik çay halinde kullanılır.
Uçucu yağda da ayni hassalar vardır.İdrar yolları hastalıklarına
karşı tesirlidir. Tohumlarından öksürük kesici olarak istifade
edilir. Baharat olarak salata ve çorbalarda kullanılır. Ete, balığa
ve sosise konur. Süte ve hardala karıştırılır.Anadolu'da aroma
vermesi için pekmez yapılırken içine konulur. Uçucu yağı parfümeride
de kullanılır. Ayrıca öksürüğü kesici, hazımsızlığı ve
baş dönmeleri giderici özelliği de bilinir. Arı sokmalarına
karşı da faydalıdır.
FINDIK: Kuzey yarımkürenin ılıman bölgelerinde yetişen,
çalımsı veya alçak boylu, tek evcikli, erkek ve dişi çiçek
ayrı ağaçta, ayrı yerlerde olan bitkiler.Genel olarak çiçekler
yapraklardan önce açarlar. Dişi çiçeklerin çanak yapraklarından
olgunlaşan fındıkların toplanması Temmuz ve Ağustos aylarındadır.
Fındık ağacı türlere bağlı olarak çalı formunda olduğu
gibi, 15-20 m.'ye kadar da boylanır. Kültür çeşitlerinin çoğu
3-4 m. boyundadırlar. Yurdumuzda yetiştirilen başlıca kültür
çeşitleri; tombul fındık, sivri fındık, badem fındık, kan fındığı
ve fosa fındığıdır.
Kullanıldığı yerler: İç fındığın bileşiminde
ortalama olarak % 4'ü su, % 65,4'ü yağ, % 15,6 protein, % 2,6 selüloz,
% 0,98 azotsuz ekstram maddeler ve % 1,55 kül vardır.Yağ ve
proteinler bakımından önemli bir besin maddesidir. Fındık,
vitamin bakımından da iyi bir kaynaktır. En fazla Vitamini
bulunur. 100 gram iç fındıkta 0,54 mg B vitamini, ayrıca az
miktarda A ve C vitaminleri de vardır. Zengin bir besin maddesi
olan fındığın 1000 gramı 725 kalori sağlar. Bu özellikleriyle
fındık, bedeni ve zihni yorgunlukları giderir. Vücuda kuvvet
verir. Hamilelik ve variste de tavsiye edilir.
Fındık yağı: Böbrek ağrılarını giderir. Kum
ve taş düşürülmesine yardımcı olur. Barsak solucanlarını düşürür.
Mideleri rahatsız olanlar, damar sertliği olanlar veya yüksek
tansiyondan şikayet edenler, çok az yemelidir.
|
|
H |
HANIMELİ: Mayıs ve temmuz aylarında
pembemsi beyazımtırak-sarı renkli çiçekler açan, 1-3 m. yükseklikte,
tüysüz veya az tüylü tırmanıcı bir bitkidir. Yapraklar gövde
üzerinde karşılıklı-çapraz, derimsi, tüysüz ve alt yüzü az
tüylüdür. Çiçekler uzun tüpsü ve sarkık dudaklıdır.
Olgunlukta kırmızı renkli üzümsü meyveler verir.
Kullanıldığı yerler: Tıpta yaprakları gargara
yapmak için, çiçekleri antispazmodik olarak, meyveleri de idrar söktürücü
ve kusturucu olarak kullanılır.
HAŞHAŞ: Yüzyıllardan beri ekilmekte olan bir kültür
bitkisidir. Türklerin eski anayurtları olan Orta Asya'da haşhaş
ziraatını yapmakta oldukları ve göçler ile bu kültürü etrafa
yaydıkları düşünülmektedir. Etiler zamanında Anadolu'da haşhaş
ekimi yapıldığı arkeolojik kazılarla ortaya çıkmıştır.
Anadolu birçok coğrafik ve ekolojik haşhaş gruplarının toplandığı
bir yerdir.
Kullanıldığı yerler: Bitkinin kullanılan kısımları
ham meyvelerinin çizilmesi ile elde edilen afyon, kurutulmuş ham
meyveler, yapraklar, tohumları ve tohumlarından elde edilen yağıdır.
Haşhaş yaprağı elde edildiği alt türe ve gövdedeki yerine göre
şekli az çok değişir. Bilhassa haricen kullanılan bazı
merhemlerin bileşimine girer ve ağrı dindiricidir. Haşhaşbaşı,
haşhaşın olgunlaşmasından, sütlüyken toplanan ve kurutulan,
tohumları çıkarılan kapsül meyveleridir. Bileşiminde toplanma
zamanına göre değişen afyon alkaloitleri vardır. Harici ağrı
dindirici olarak, özellikle diş hekimliğinde kullanılır.
Tohumlarının yağı ise, tohumları soğukta tazyik edilmesi
suretiyle elde edilen yağdır. Soğukta elde edilen yağın bileşiminde
asitler az, sıcakta elde edilen yağın ise asitleri fazladır. Soğukta
elde edilen yağ, bazı merhemlerin bileşimine girer. Sıcakta elde
edilen yağ, yemek yağı ve sanayide sabun yapımında kullanılır.
İçerdiği zehirli maddeli dolayısıyla, hekim kontrolü ve
tavsiyesi olmadan kesinlikle kullanılmamalıdır.
HATMİ: Temmuz-Ağustos aylarında, pembemsi-beyaz renkli çiçekler
açan, 50-150 cm. yüksekliğinde, çok senelik, otsu ve tıbbi bir
bitkidir. Sulak çayırlar ve dere kenarlarında bulunur. Gövdeleri
dik ve tüylüdür.
Kullanıldığı yerler: Bitkinin kullanılan kısımları
yaprakları, çiçekleri ve köküdür. Yaprakları bitki çiçekliyken
ve çiçekler tamamen açmadan toplanır ve gölgede kurutulur. Kökler
ise yaşlı bitkilerden sonbaharda alınır, kabukları soyularak gölgede
kurutulur.Yaprak, çiçek veya kökleri haricen ve dahilen göğüs
yumuşatıcı olarak kullanılır. Çiçekleri gölgede kurutulup çay
gibi demlenince göğsü yumuşatır ve öksürüğe iyi gelir. Dövülmüş
hatmi taneleri vücuda sürülürse, sinek ve böcek ısırmalarını
önler. Aynı şekilde kullanılan diğer türler şunlardır:
Gül hatmi: 1-2 m. yüksekliğinde, beyaz, sarı-kırmızı
ve siyahımsı- kırmızı renkli çok senelik bir bitkidir.
Meyvelerinin üzeri tüylüdür. Süs bitkisi olarak yetiştirilir.
Diğer hatmi gibi kullanılır.
Killi hatmi: 10-40 cm. yüksekliğinde, dik ve tüylü,
eflatun renginde çiçekleri olan bir bitkidir. Tıbbi hatmi gibi
kullanılır.
HAVUÇ: Kökleri sebze olarak yenen iki yıllık bir kültür
bitkisidir. Havucun vatanı Orta Avrupa'dır. Yabani olarak Avrupa,
Kuzey Afrika ve Asya'da rastlanır. Memleketimizde de
rastlanmaktaysa da kültür havucu özelliğinde değildir. Bitki
1-1,5 m. kadar boylarında, az dallı, parçalı yapraklıdır.
Havucun açık sarı-turuncu renkteki diş kısmı kabuk kısmıdır.
Kök meyveleri farklı türleri sebebiyle çeşitli şekil ve büyüklüktedir.
Kullanıldığı yerler: Bitkinin tohumları ve kazık
kökleri (havuç) kullanılır. Tohumlar eterik yağ ihtiva eder ki,
bu da geraniol elde etmekte kullanılabilir. Ayrıca konserve ve
parfümeri sanayiinde kullanılır. Kültür kök meyveler likopin,
karotin provitamin A, B1, B2, C vitaminleri, % 7 oranında şeker, %
29 kadar fosfor ve madeni tuzlar ihtiva eder. Bu kök meyveler ham
madde olarak karotin elde etmede, gıda olarak taze ve turşu
halinde kullanılır. Provitamin A, vücutta vitamin A haline geçer.
Vitamin A, hastalıklara karşı mukavemet kazandıran, göz ve cilt
hastalıklarını önleyen çok faydalı bir maddedir. Taze havuç,
güneş yanıkları vakalarında lapa halinde kullanılır. Havuç
unu ve suyu çocukların beslenmesinde çok faydalıdır.
HİNDİSTANCEVİZİ: İdrar söktürür. Böbreklerdeki kum
ve taşların düşürülmesine yardımcı olur. Mide ağrılarını
giderir.
HODAN: Mayıs-Eylül ayları arasında mavi renkte çiçek açan,
sert tüylü, 15-60 cm yüksekliğinde, bir yıllık otsu bir
bitkidir. Sığırdili olarak da bilinir. Daha çok rutubetli
yerleri sever. Yaprakları buruşuk, sert tüylü, oval şekilli,
alttakiler saplı, üstekiler sapsızdır.
Kullanıldığı yerler: Bitkinin çiçekleri ve
yaprakları kullanılırİçinde reçine, madeni tuzlar taşır.
Yapraklar ve çiçekler ter verici, idrar ve balgam söktürücüdür.
Boğaz ağrılarına ve öksürüğe karşı kullanılır.
HÜSNÜYUSUF: Karanfilgiller familyasından bir çeşit süs
bitkisidir.
Kullanıldığı yerler: Mide üşütmesinden doğan
şikayetleri giderir. İktidarsızlıkta da faydalıdır.
|
|
I |
IHLAMUR: Haziran-Ağustos ayları arasında
beyazımsı-sarı renkli, hoş kokulu çiçekler açan, yüksek
boylu ağaçtır. Genellikle ormanlarda tabii olarak bulunursa da, süs
ağacı olarak park ve bahçelerde de yetiştirilmektedir. Meyveleri
küre şekilli ve tek tohumludur.Ihlamur ağacı filizden iyi büyür.
Azami bir sene yaşar. Ihlamurun, kış ıhlamuru, yaz ıhlamuru, kırmızı
ıhlamur ve gümüşi ıhlamur gibi türleri bulunmaktadır.
Kullanıldığı yerler: Güzel kokulu çiçeklerinden
dolayı ve bir gölge ağacı olarak yetiştirilir. Ihlamur çiçeği
yatıştırıcı, idrar verici, göğüs yumuşatıcı ve balgam söktürücü
olarak çay halinde kullanılır. Ihlamur çiçeği banyosunun da
yatıştırıcı bir özelliği vardır. Balla karıştırılıp içilirse
mide ülserine faydalıdır. Kan dolaşımını düzenler.
ISIRGAN: Mayıs-Ağustos ayları arasında çiçek açan,
20-100 cm. boyunda, viranelik, yol kenarları ve duvar diplerinde
bulunan bir senelik tek evcikli otsu bir bitkidir. Meyveleri esmer
renkte ve fındıksıdır. Tohum, yağ ihtiva eden bir besi dokuya
sahiptir.
Kullanıldığı yerler: Taze ve güneşte kurutulmuş
dalları kullanılır.Yapraklarında formik asit ve nitratlar
bulunmaktadır. Bu bitkinin yakıcı tüylerinde formik asit bulunduğu
birçok yerlerde kayıtlı ise de tüylerin taşıdığı usarede
asetilkolin ve histamin vardır. Eskiden romatizma ve siyatikte
kullanılırdı. Yapraklarından hazırlanan infüzyon saç dökülmesine
karşı tatbik edilir. Köklerinden sarı renkli boya elde
edilmektedir. Ayrıca, aybaşı kanamalarını düzenler, balgam söktürür.
Burun kanamasını keser.
ISPANAK: Kış sebzesi olarak yetiştirilen, iki evcikle, kazık
köklü, otsu bir bitkidir. Mutedil, serin rutubetli havalardan hoşlanır.
-5 dereceden sonra zarar görmeye baslar. Kurak ve sıcaklık ise
yapraklarını sertleştirip tohuma kalkmasını teşvik eder. Bu
sebeple ziraatı sonbahar ile ilkbahar arasında yapılır. Şayet
ıspanak zamanında toplanmazsa tohuma kaçar ve kartlaşır.
Memleketimizde sonbaharda ekimi yapılır. İki-üç ay içerisinde
ürün alınır. Kumlu-killi ve gübreli topraklarda iyi ürün alınabilir.
Dikenli ve dikensiz tohumlu iki çeşidi vardır.
Dikenli ıspanak: Tohumları köseli ve dikenli,
yaprakları yırtmaçlı, uçları ise mızrak gibidir. Kısa dayanıklı
(-8, -10 dereceye dayanır), lezzetlidir.
Dikensiz ıspanak: Tohumları dikensiz, yuvarlakça,
yaprakları geniş ve yırtmaçsız ince naziktir. En fazla ekilen
bu çeşittir.
Kullanıldığı yerler: İçinde A,B,C,D vitaminleri
vardır. Proteince de zengindir. Daha çok sebze olarak, pişirilerek
veya salata halinde yenilir. C vitamini ve demirce zengin bir kış
sebzesidir. Vücudun dayanıklılığını artırır. Ağız, boğaz
ve göğüs hastalıklarında faydalıdır. Hamilelerde özellikle
tavsiye edilir. Kansızlığı giderir ve ruhi çöküntüyü azaltır.
|
|
K
KABAK: Bir yıllık, sürünücü otsu bir bitki. Gövdeleri
tüylü sürünücü olup, silindir biçimindedir. Kökleri uzun ve iğ şeklindedir.
Meyve kabuğu ince veya kalın, yumuşak veya serttir. Meyveleri çok
tohumludur. Kabak, bir sıcak ve mutedil bölge bitkisidir. Memleketimizde
birçok kabak türü ve bunların varyeteleri ekilmektedir. Bilhassa sakız
kabağı ve kestane kabağı veya helvacı kabağı önemli olup tıbbiolarak
da kullanılmaktadır.
Sakız kabağı: Meyveleri silindir veya yumurtamsı olup,
kalın ve sert kabukludur. Beyaz etli, makbul bir kabaktır. 20-30 cm.
kadar uzunluktadır.
Kestane kabağı-Helvacı kabağı: Meyveleri basık küremsi,
saplı, ince kabukludur. Pişirildiğinde kabukları yumuşar ve zar gibi
soyulur. Kırmızı etli kısmında şekerli ve nişastalı maddeler vardır.
Yemeği ve tatlısı yapılır.
Kullanıldığı yerler: Her iki türün tıbbi olarak
kurutulmuş tohumları kullanılır. Tohumlarında sabit yağ ve peporesin
vardır. Tohumları (çekirdekleri) tenya ve kurt düşürücü olarak
bilhassa çocuklarda kullanılmaktadır. Tohumlar diş kabuklarından ayrılarak
dövülür, şekerle karıştırılarak verilebilir. Ortalama doz çocuklarda
40 gr. büyüklerde takriben 100 gr.'dir. Kabak çok besleyici özelliktedir
C ve B1 vitamini ihtiva eder. Pişirilen etli kısmı yiyecekten başka çıban
ve sis yerlere lapa olarak da tatbik edilir. Diğer kabak çeşitleri şunlardır:
Bal kabağı: Kestane kabağının bir cinsidir. Eti sarıdır.
Lif kabağı: Meyvelerinin iletim demetleri şık bir ağ teşkil
eder. Bu şebeke, meyve soyulup kurutulduktan sonra, sünger gibi kullanılır.
Su kabağı: Meyvelerinin yarısı şişkin, yarısı dardır. Bu sebepten
su kabı olarak veya ortadan boyuna kesilip kurutulduktan sonra maşrapa
seklinde kullanılmaktadır.
Dikenli kabak: Vatanı Orta Amerika olan, memleketimizin güney
bölgesinde yetiştirilen çok yıllık bir bitkidir. Meyveleri etli ve büyük
bir armut seklinde, beş dilimlidir. İçinde bir büyük tohum vardır.
Meyveleri pişirildikten sonra sebze olarak yenir.
KAHVE: Vatanı Afrika olan fakat bugün tropikal bölgelerde yetiştirilen
küçük boylu ağaç ve ağaççıklar. Kışın yapraklarını dökmez,
çiçekleri beyaz, meyveleri 1-2 tohumlu olup kırmızıdır. Yabani
olarak yetişen kahve ağaçlarının boyları 5-7 m. olduğu halde kültür
olarak yetiştirilenlerin boyları 2-3 metreyi geçmez. Kahve ağaçlarının
en iyisi Arabistan'da yetişenidir. Kahve, insanlar tarafından ilk olarak
Habeşistan'da 3. yüzyılda yetiştirilmeye ve kullanılmaya başlanmıştır.
On sekizinci yüzyılda Mekke'ye hacca giden Habeşistanlılar, kahveyi
Arabistan'a ve bütün Müslüman alemine tanıtmışlardır. Böylece Müslümanlar
tarafından bilinen ve kullanılan kahve, Osmanlılar zamanında Avrupa'da
görevli elçiler yoluyla önce Venedik, İngiltere, Fransa'ya daha sonra
da, bütün batı devletlerine tanıtılmıştır. Kahve, en çok Habeşistan,
Libya, Brezilya, Meksika, Hindistan, Arabistan ve Orta Amerika'da yetiştirilir.
Kullanıldığı yerler: Kahve çekirdeklerinin kavrulup dövülmesinden
ve sıcak suyla kaynatılmasından meydana gelen içecek "kahve"
olarak bilinir. Kahvenin bileşiminde en önemli olarak kafein alkoloidi
vardır. Kafeinin az miktarının damarları genişletmek suretiyle uyarıcı
etkisi vardır.Kalbi kuvvetlendirir, sindirimi kolaylaştırır, böbrek
damarlarını genişleterek idrarı çoğaltır, solunumu hızlandırır.
Kanı beyne çekerek, beynin faaliyetini arttırır ve narkotiklerle
zehirlenmelere karşı kullanılır. Fazla miktarda alındığında uyarıcı
etki fazlalaşır, kalbin çarpıntısını arttırır, kulakların uğuldamasına
sebep olur. Çok fazla alınırsa ölümle sonuçlanır. Kahvede az
miktarda protein, yağ ve sakkaroz bulunur. Kahve, ya çekirdek olarak
veya çekilmiş olarak (kavrulup-öğütülmüş) olarak satılır.
Kavrulup öğütülmüş kahve çabuk bayatladığından, daha çok çekirdek
kahve tercih edilir.
KAKAO: Vatanı tropik Amerika ve Batı Afrika olan, bir bitki.
Kakao, theobroma denilen bir bitki türünün kurutulmuş tohumlarıdır.Kahve
gibi içilmede kullanılır. 10-15 m. boyunda bir ağaçtır. Çiçek ve
meyveler ana gövde üzerinde bulunur. Bitkinin ancak 5-6 yaşından sonra
meyvelerinden istifade edilir. Meyveleri çok tohumludur. Beyaz veya açık
mor renkteki ve badem seklindeki tohumları kakao tanelerini teşkil eder.
Meyveler içerisinden çıkarılan kakao tohumları ya hemen veya bir süre
fermantasyona terk edildikten sonra kurutulur. Fermantasyon sonucu acı
lezzet kaybolur ve aromatik bir koku meydana gelir. 50 meyveden takriben
bir kg. tohum elde edilir. Taneler kavrulur, kızılımsı kahverengi un
haline getirilir ve yağı çıkarılır. Yağ çıktıktan sonra katılaşan
kakao, yeniden öğütülerek çok ince toz haline getirilir ki, bu toz,
kakao tozunu teşkil eder.
Kullanıldığı yerler: Kakaonun bileşiminde teobromin,
kafein, kakao sabit yağı vardır. Bol kalorili bir besindir. Ayrıca %40
karbonhidrat, % 18 protein vardır. Kafeinden dolayı kahvede olduğu gibi
yatıştırıcı ve uyarıcı etkisi vardır. Az miktarı kalbi
kuvvetlendirir, sindirimi kolaylaştırır, idrar söktürür. Fazla
miktarı zararlıdır. Kakao kahve gibi ayrıca süt ilavesi ile de içilebilir.
Kakao yağı çıkarılmadan, çikolata imalinde kullanılır. Kakao yağı
şeker yapımında olduğu gibi, pomatlarda da kullanılır.
KARABAŞ OTU: Ballıbabagiller familyasından, bir veya çok yıllık
otsu bir bitkidir. Ezildiği zaman çok kuvvetli ve hoş olmayan bir koku
çıkartır. Bir türünden, "Karabaş yağı" denilen bir yağ
çıkartılır. Yurdumuzda alçak maki gruplarıyla birlikte yetişir.
Kullanıldığı yerler: Ağrıları dindirir. Kalbe kuvvet
verir. Balgam söker. Uyuşukluk giderir, zindelik verir.
KARABİBER
Kullanıldığı yerler: Mideyi ısıtır. iştah açar.
Hazmı kolaylaştırır. Mide ve barsaklardaki mikropları öldürür.
Enerji verir. Afrodizyak özelliği vardır.
KARNABAHAR: Lahananın bir çeşidi. Lahanada yapraklar sebze
olarak kullanıldığı halde, karnabaharda yenilen kısım genç çiçek
tomurcukları ile çiçek durumu eksenidir. Karnabahar beyaz renkte bir
sebzedir. Bunun sebebi de çiçek durumunun büyük örtü yaprakları ile
kapalı kalmasındandır. Fosfor ve vitamin bakımından zengindir.
Kullanıldığı yerler: Zihin yorgunluğunu giderir.
Afrodizyak özelliği vardır. Cinsel gücü artırır. Sinirleri
kuvvetlendirir. İdrar söktürür. Dalak hastalıklarına iyi gelir. Şeker
hastalarına faydalı olduğu bilinir.
KARPUZ: Memleketimizde meyve olarak çok yetiştirilen, alaca yeşil,
sert kabuklu büyük meyveler veren, bir yıllık otsu bir bitkidir. Daha
çok Akdeniz bölgesi ülkelerinde yetişen bir bitkidir. Anavatanı
Afrika'dır. Eski Mısırlılar zamanında karpuzun yetiştirildiği
tespit edilmiştir. Karpuz, mutedil iklimlerden hoşlanır, kumlu-killi,
derin ve serin toprakları sever. Olgun karpuzlar tin-tin eder, kurumuş
sapı kolayca kopar, ağırlıkça hafiftir. Karpuzlar renk, şekil ve
yetiştiği yere göre isim alırlar:
1. Yeni dünya karpuzu: Marmara bölgesinde çok ekilir. Açık
yeşil renkte ince kabuklu, koyu kırmızı, gevrek, tatlı ve etlidir. Çekirdekleri
beyaz ve küçüktür.
2. Alacalı karpuz: Açık yeşil kabuk üzerinde muntazam
koyu lekeler vardır. Eti pembe kırmızı, çekirdekleri siyahtır.
3. Kara karpuz: Kalın, koyu yeşil kabuklu, çok sekerli ve
lezzetli, etinin orta kısmı buzlu gibi görüldüğünden kara buz
karpuzu da denir. Çekirdekleri küçük ve kırmızı renklidir. Siyah
olanları da vardır.
4. Gülle karpuzu: Geç yetişen, kışlık bir çeşittir.
Koyu yeşil renkte ve gülle şeklindedir.
5. Washington karpuzu: Erken yetişen tatlı, kabuğu ince
bir karpuz çeşidi.
6. Diyarbakır karpuzu: Alaca yeşil, çok kalın kabuklu,
yuvarlak ve söbü biçiminde, ortalama 20-30 kg. gelebilen iriliktedir.
50-60 kg. gelenleri de vardır.
Kullanıldığı yerler: Tatlı, sulu, şifalı, ferahlatıcı
bir meyve olan karpuz, vücuttaki toksinleri temizler ve böbrekteki
kumları eriterek sıhhat ve zindelik kazandırır. Karpuzun keleklerinden
turşu yapılır. Ayrıca kemik gelişimine de yardımcı olur.
KATIRTIRNAĞI: Baklagiller familyasından, dik duran çalı
halinde, her zaman yeşil olan, odunsu bir bitkidir. Genç sürgünleri
narin yapılıdır. Üzerinde çok sayıda yaprak bulunur, ya da yapraksızdır.
Çiçekleri sarıdır.
Kullanıldığı yerler: İdrar ve balgam söktürür. Hazmı
kolaylaştırır. Böbrek ve safrakesesi taslarının düşürülmesine
yardım eder. Mesane hastalıklarını tedavi eder. Romatizmada faydalıdır.
Kabızlığı giderir. Kalp hastalıklarında kullanılır.
KAVUN: İlkbaharda küçük sarı çiçekler açan, yıllık, sürünücü,
otsu bir yaz meyvesidir. Kavunun ana yurdu Orta Asya'dır. Dünyanın
tropik ve ılıman bölgelerinde kültür olarak ziraatı yapılmaktadır.
Dünyaca meşhur kantalup kavununun esas vatanı Van ve Diyarbakır bölgesidir.
Ancak 16. yüzyılda İtalya'da görülmüş olan bu kavun çeşidi Roma
yakınındaki Cantalupa'da yetiştirildiği için batıda "kantalup"
kavunu olarak anılmaktadır. Avrupa'da en çok tutulan bir kavundur.
Memleketimizde de bir hayli kavun çeşidinin ziraatı yapılmaktadır.
Trakya ve İstanbul bölgesinde yetiştirilen "topatan" kavunu,
ince ve sarı kabuklu olup dayanıksızdır. Bu bölgede yetiştirilen
"çitli" denilen kavun kısa dayanıklıdır. Ege bölgesinde
bilhassa Manisa ve havalisinde "Kırkağaç" kavunu ziraatı
oldukça yaygındır. Dayanıklı ve çok leziz olan bu kavunlar aynı
zamanda ihraç da edilebilmektedir. Kırkağaç kavunundan üretilen çeşitleri
"hasan bey, altınbaş, dilimli ve hallaç" gibi mahalli isimler
almaktadır. Olgunlaşmadan koparılan kavuna "kelek" adı
verilmektedir. Daha çok turşu yapımında faydalanılır.
Kullanıldığı yerler: Kavun meyve olarak çok yenildiği
gibi tohumları da tıbbi olarak kullanılmaktadır. Olgun kavunların çekirdekleri
kurutulur. Çekirdekler halk tababetinde öksürüğe karşı (çekirdekleri
suda, suyu yarıya ininceye kadar kaynatılıp içilmesiyle) kullanılır.
Ayrıca kavun, sinirleri yatıştırır, böbreklerdeki kanı temizler, taşların
düşürülmesine yardımcı olur. Barsaklarda ülser ya da iltihab
olanlarla, şeker hastaları ve yüksek tansiyonu olanlar yememelidir.
KAYISI: Menşei Çin olarak bilinen, 2-10 m. yüksekliğinde,
dikensi ve tüysüz bir ağaç. Çiçekler beyaz veya pembe renkli olup,
yapraklardan daha önce meydana gelirler. Meyvelerin üzeri tüylü olup,
sarımsı-turuncu renkte eriksidir. Zerdali olarak da bilinir.
Niğde, Kayseri. Başlıca kayısı çeşitleri şunlardır: Şekerpare,
Turfanda, Imrahor, Sam, Kuru kabuk vs.
Kullanıldığı Yerler: Meyveleri, çekirdekleri ve
yaprakları kullanılır. Çekirdeklerinden yağ elde edilir. Etli meyvesi
şeker, organik asitler ve C vitamini ihtiva etmesi bakımından önemlidir.
KEÇİ BOYNUZU: Temmuz-ağustos aylarında, yeşilimsi
renkli, çok küçük çiçekler açan, 3-10 m. boyunda ağaç veya ağaççıklar.Yaprakları
5-11 yaprakçıklı, derimsi, üst tarafları parlak, alt yüzleri donuk
yeşil renklidir. Çiçekleri poligamdır, yâni ayni ağaçta erdişi, dişi
ve erkek çiçekler bulunmaktadır. Yaşlı gövde ve dallardan çıkan çok
sayıdaki yeşil çiçekleri salkım durumundadır. Çanak yaprakları küçük,
taç yaprakları yoktur. Meyveleri 10-20 cm uzunlukta fasulye meyvesine
benzer. Meyvelerinde sert, esmer renkli ve oval şekilli tohum taşır.
Meyveler bir sene sonra olgunlaşır.
KEKİK
Kullanıldığı yerler: Bedeni kuvvetlendirir. Hazmı kolaylaştırır.
İştahsızlığı giderir. Kalp çarpıntılarını keser. Yemeklerin
bozulmasını önler. Barsak iltihaplarını iyileştirir. Salgı
bezlerini düzenler. Aybaşı kanamalarının düzenli olmasını sağlar.
Afrodizyak etkisi vardır. Tansiyonu geçici olarak yükseltir. Hastalıklara
karşı direnç verir. Öksürük, bronşit ve astımda faydalıdır.
Kekik suyu ile banyo, romatizma ağrılarını dindirir. Kandaki şeker
miktarını azaltır. Hamileler ve guatr'ı olanlar kullanmamalıdır.
KENEVİR: Mutedil iklimlerde yetiştirilen, Temmuz-Ağustos aylarında
soluk yeşilimsi renkli çiçekler açan, kültürü yapılan ve yabani
olarak da yol kenarlarında, ekilmemiş alanlarda rastlanan, 50 cm-3 m.
boylarında, bir senelik, iki evcikli ve otsu bir bitki. Esrar otu olarak
da bilinir. Meyve 3-5. mm boyunda, mercimek şeklinde, grimsi veya yeşilimsi
esmer renklidir. Kenevirin anavatanı Orta Asya'dır. Yeryüzünde ip
yapmakta kullanılan ilk bitkidir. M.Ö. 3000 yıllarında Çinliler kumaş
yapmakta kullanmışlardır. Bitkinin çiçeklenme süresi, dallanma şekli,
tüyleri ve yaprak büyüklüklerinin çeşitliliği dolayısıyla farklı
tipte kendire rastlanmaktadır. Liflerinden faydalanılacak kenevirler doğrudan
doğruya tohumu toprağa serpmek suretiyle ekilir. Tohum keneviri ise açılan
özel çukurlara atılır, üstleri toprak ile doldurulur.
Kullanıldığı yerler: Bitkinin dişi çiçekli dal uçları,
meyveleri yağı ve lifleri kullanılmaktadır. Kendir lifleri, çok sağlam
ve dayanıklı olduğu için bilhassa çuval, halat yapımında kullanıldığı
gibi, hali ipi yelken bezi vs. yapımında da kullanılır. Bitkinin
bilhassa çiçekli dal uçları organık eriticilerde eriyen bir reçine
ile bir uçucu yağ ihtiva eder. İyi kalite reçine elde edilmesi iklim
ve toprağa bağlıdır. Bu reçine fizyolojik bir tesire sahiptir.
Merkezi sinir sistemine etki eder, yatıştırıcı ve uyuşturucudur. Hazım
sistemine pek tesiri yoktur. Fakat çok çabuk alışkanlık yaptığından
çoğu memleketlerde olduğu gibi memleketimizde de kullanılışı yasaktır.
Keyif verici olarak Asya ve Afrika'da çok kullanılmaktadır. Esrar, tütün,
tömbeki, sigara, ve nargile halinde içilebilmektedir. Bazen bal, reçel
veya lokum içine konularak yutulur. Kenevir tohumlarından yağ çıkartılır
ve yeşilimsi renkli bu yağ bilhassa sabun imalinde kullanılmaktadır.
KEREVİZ: Vatanı Güney Avrupa'dır. Kereviz, mutedil-serin, deniz
havası alabilen rutubetli yerlerde, kumlu, humuslu topraklarda iyi yetişir.
Soğukta donar. Fazla sıcakta kalitesini bozar. Kısa sürede tohuma
kalkar. Yaprak ve kök kerevizi olmak üzere iki çeşidi vardır. Yaprak
kerevizi, kökü yumru bağlamayan, yaprak sapları uzun bir çeşittir. Kök
kerevizi ise, yaprak sapları kısa, kökü yumruludur.
Kullanıldığı yerler: Kerevizin hususi kokusu dolayısıyla
yaprakları, turşu ve çorbalara konur. Besin değeri çok yüksek
olmamakla beraber besleyicidir. Kereviz pişirilerek yendiği gibi,
olgunlaştıktan sonra çiğ olarak da yenilebilir. Ayrıca kerevizde B
vitamini, demir ve kireç vardır. Kereviz unutkanlığı ve sinir
yorgunluğunu giderir, idrar söker, böbrek taş ve kumlarının düşürülmesine
yardım eder, kan ve süt yapar, karaciğeri temizler. Şeker, yüksek
tansiyon ve romatizma da da faydalıdır.
KESTANE: Daha çok Akdeniz çevresi memleketlerinde yetişen,
kupulası dikenli veya çengelli dikenli, küre şeklinde ve nişastaca
zengin meyveleri olan ağaçlardır. Yeşil ve dikenli olan meyvenin dış
kabuğunun içinde kahverengi kabuklu, yenebilen ve aslında birer tohum
olan birkaç tane meyve bulunur. Bu meyvelere kestane denir. Kestane,
tazeyken buruk ve acımsı tattadır. Diş kabukları sararıp çatladıktan
sonra toplanır. Dikenli olarak diş kabuğu (kupulasi) sopalarla dökülerek
temizlenir. Kestane bir süre toprakta veya toprağa gömülü bırakılırsa
daha tatlılaşır.
Kullanıldığı yerler: Kestane; nişasta, sakkaroz,
protein ve tanen ihtiva eder. Daha çok, pişirilerek yenir. Kabuklarının
suda kaynatılması ile elde edilen çay, ateş düşürür ve sinirleri
yatıştırır. Meyvesi kasları kuvvetlendirir. Kan dolaşımını düzenler.
Karaciğer yorgunluğu ve şişliğini geçirir. Kansızlığı giderir.
Damar sertliği ve yüksek tansiyondan şikayet edenlerle, seker hastaları
yememelidir.
KIZILCIK: Mart-Nisan ayları arasında çiçek açan, 2-7 m. boyunda,
karşılıklı yapraklı ve yaprak döken küçük bir ağaçtır. Genç
dallar az çok tüylüdür. Gövdeleri sarımtrak kabuklu ve levhalar
halindedir. Genç dallar kırmızımsı kahverengidir. Çiçekler küçük,
sarı ve basit şemsiye durumundadır. Çiçek halkaları dörder parçalıdır.
Meyveleri eliptik, oval, kırmızı renkli, ekşi ve buruk lezzetlidir. Ağustos-Eylül
aylarında olgunlaşır.
Kullanıldığı yerler: Gövde kabukları ve meyveleri
kullanılır. Kızılcık meyvelerinden ezme, marmelat, meyve suyu yapılır.
Kabız edici özelliği vardır. Gıda olarak istifade edildiği gibi
kabukları ateş düşürücü olarak kullanılır. Kızılcık çekirdeklerinden,
çabuk kuruyan mürekkep yapılır. Kızılcık ağacı sert ve sağlamdır.
Ağaç kısmı, yaprak ve kabukları deri sepilemekte kullanılır. Deriyi
sarıya boyar. Odunundan barut imalinde kullanılan kömür elde edilir.
Anadolu'da bulunan ve aynı şekilde kullanılan diğer türleri şunlardır:
Beyaz çiçekli kızılcık: Çiçekleri beyaz olup
yapraklardan sonra meydana gelir.
Kırmızı yapraklı kızılcık: Yaprakları kırmızımtrak
renktedir. Seyrek bulunur.
KİRAZ: Nisan-Mayıs aylarında, demet halinde pembemsi beyaz
renkli çiçekler açan, kırmızı, etli ve sulu meyveleri olan ağacın
meyveleridir. Çiçekler etlenerek fındık büyüklüğünde kiraz adı
verilen meyveleri verirler. Meyveler, dallarda iki veya üçü bir arada
demetler halinde bulunur ve iyice kızarıp olgunlaşınca toplanır.
Kullanıldığı yerler: Meyvesi taze olarak yenir. Hoşafı,
reçel ve konservesi yapılır. Kiraz ağacı kabuğu kabız ve ateş düşürücü,
çiçekleri göğüs yumuşatıcı, yaprakları ise müshil olarak halk
arasında bazı bölgelerde kullanılmaktadır. Bunun yanısıra,
sivilceleri önler, sinirleri kuvvetlendirir ve kanın temizlenmesine yardım
eder.
KİŞNİŞ: Haziran-Ağustos ayları arasında pembemsi-beyaz
renkli çiçekler açan, 40-90 cm. boylarında, kötü kokulu, genellikle
nemli çayır ve sırtlarda rastlanan bir yıllık otsu bir bitkidir.
Kokusu taze iken kötüdür. Akdeniz bölgesi bitkisidir. Tarlalarda
yabani ot olarak yetişir. Ancak bahçelerde yetiştirilenler tohum ile üretilir.
Kullanıldığı yerler: Meyvelerinde nişasta, tanen, şekerler,
sabit ve uçucu yağ vardır. İştah açıcı, barsak gazlarını
giderici, teskin edici, baş dönmesine karşı kullanılır. Bir çay kaşığı
dövülmüş tohum bir çay bardağı suda haşlanır. Günde bundan fazla
alınması halinde dalgınlık ve sarhoşlukla başlayan bir zehirlenme
yapar. Ayrıca şekercilik, konserve, gıda, kozmetik sanayiinde baharat
olarak kullanılır. Afrodizyak özelliği vardır.
KUŞBURNU: Memleketimizde oldukça yaygın bir gül çeşididir.
2-3 m. yüksekliğinde, pembe veya beyaz çiçekli bir ağaççıktır.
Meyveleri parlak kırmızı renktedir. Bu gülün olgun meyvelerini saran,
başlangıçta ağızı dar bir bardak seklinde olan çiçek ekseni, çiçek
tablası olgunlaşınca etlenip, kırmızı bir renk alır. Bu meyvelere
"kuşburnu" adi verilir. Bileşiminde tanen, pektin, vitamin C,
şekerler ve organik asitler vardır.
Kullanıldığı yerler: İdrar söktürür, ishali keser. Böbrek
taşlarının düşürülmesine yardımcı olur. C vitamini bakımından
zengin olduğu için, çayı ve marmelat tercih edilir.
KUŞKONMAZ: Haziran-Temmuz ayları arasında yeşilimsi sarı renkli
çiçekler açan, 50-150 cm. boyunda, çok yıllık otsu bir bitkidir.
Sulak, kumlu ve killi, kuvvetli topraklarda, ormanlık yerlerde yetişir.
Kuşkonmazlar, evlerin balkon ve salonlarında süs bitkisi olarak saksılarda
yetiştirilir. Karanfil ve benzeri süs çiçeklerinin etrafına konarak
bunlara zenginlik verir. Kuşkonmazın memleketimizde 10 türü vardır.
|
|
L |
LAHANA: Sarı veya beyaz çiçekli, yıllık, iki yıllık
ve çok yıllık, çoğu Akdeniz çevresi memleketlerinde yetişen ve yetiştirilen
bir kış sebzesi. Mutedil-serin, sisli, yağışlı, rutubetli iklimleri
sever. Fazla sıcak ve kuraklık, lahananın göbek bağlamasını güçleştirir,
yaprakları sertleştirir. Killi, derin, serin ve kuvvetli toprak ister.
Azotlu gübrelere ihtiyacı fazladır. Lahana, çoğu Avrupa ülkelerinde
yaygın olarak yetiştirilir. Eskiden beri, kışın sebze olarak yenilir.
Kış soğuklarına oldukça iyi dayanabilen bir bitkidir.
Kullanıldığı yerler: Lahananın çeşitli tipleri pişirilerek
yenildiği gibi pişirilmeden salata yerine yahut turşusu yapılarak
yenir. Kalori bakımından pek zengin olmamakla beraber, vitamince
zengindir. A,B,C vitaminleri bol bulunur. Lahana tohumları kurt düşürücü
ve idrar söktürücü olarak kullanılır. Tohumlarından kolzayağı
elde edilir. Ayrıca, haşlanarak yenilirse mide ve barsak yaralarını
yumuşatır. Vücudu hastalıklara ve özellikle kansere karşı korur.
Ses kısıklığını giderir. Guatr'ı olanlar yememelidir.
LAVANTA: Haziran-Ağustos ayları arasında mavi veya mor renkli çiçekler
açan, 20-60 cm. boylarında, aromatik kokulu, çok yıllık, otsu veya çalımsı
bitkiler. Daha çok deniz ikliminin bulunduğu batı bölgelerimizde yaygın
olan lavantanın, Türkiye'de yetişen iki türü vardır. Bunlar,
Lavandula stoechas ve L. angustifolia'dir. Ayrıca daha ziyade kültürü
yapılan, İngiliz lavanta çiçeği (L. spica) olarak bilinen türü de
bulunur.
İngiliz lavanta çiçeği (L. spica): Haziran-Ağustos
ayları arasında mavi renkli çiçekler açan, 20-50 cm boylarında çok
yıllık otsu bir bitki. Meyveleri parlak siyah renklidir.
Kullanıldığı yerler: Çiçekleri kullanılır. Çiçekleri
açmadan toplanır ve su buharı ile ditile edilerek, hemen uçucu yağ
elde edilir. Uçucu yağında organik asitler, pinen, kafur, camphen vs.
gibi maddeler bulunur. Lavanta çiçeği, kuvvet verici, idrar söktürücü
ve romatizmaya karsı çay halinde kullanılır. Çok iyi bir koku
vericidir. Haricen yatıştırıcı olarak da kullanılır. Parfümeri
sanayiinde kullanılan önemli bir bitkidir. Lavanta çiçeğinin bir türü
olan Lavandula stoechas, Karabaş olarak bilinir.
LİMON: Mart-Ekim ayları arasında beyazımsı-pembe renkli, güzel
kokulu çiçekler açan, 3-5 m boylarında, kışın yapraklarını dökmeyen
küçük boylu ağaçlar. Vatanı Çin olup, Akdeniz bölgesinde geniş çapta
yetiştirilir. Onuncu asırda Araplar tarafından Avrupa'ya getirilmiştir.
Meyveleri oval şekilli, açık sarı renkli, üzeri parlak ve kabarcıklı,
özel salgı cepleri olup, asitli bir özsuyu vardır. Tohumları oval şekilli,
sarımsı renkli ve acı lezzetlidir.
Kullanıldığı yerler: Limonun meyve kabuğu, limon esansı
ve usaresi kullanılır. Limon kabuğunda uçucu yağ, hesperidin acı
madde ve tanenli maddeler vardır. İştah açıcı ve sindirim kolaylaştırıcı
olarak kullanılır. Taze meyve kabuklarını sıkmak suretiyle limon
esansı elde edilir. 1500-3000 limondan 1 kg kadar esans elde edilir. Yeşil
olanlar sarı ve olgun olanlarından daha fazla esans verir. Bileşiminde
uçucu yağ vardır. Limonata yapımında, besin endüstrisinde, pasta ve
şekercilikte, parfümeri ve sabun yapımında koku ve lezzet vermek üzere
bazı preparatlarin bileşimine girer. Limonun pulpa kısmı (iç kısmı)
sekerler, vitamin C ve sitrik asitler ihtiva etmektedir. Limon suyu, ateşi
ve tansiyonu düşürür. Kanı temizler. Susuzluğu giderir. Damar sertliği
ve romatizmada faydalıdır. Cildi güzelleştirir. Dişleri beyazlatır
ve dişetlerini kuvvetlendirir.
|
|
M |
|
MANTARLAR: Boy, biçim ve bölge bakımından büyük değişiklikler
gösteren, yüz bin kadar çeşidi olan bir bitkidir. Karada ve tatlı
sularda yaşarlar.
Genel yapıları: Mantarlar genel olarak klorofilsiz ve renksiz
organizmalardır. Yüksek mantarlar bazı renk maddelerini ihtiva
edebilirler. Şekil bakımından en ilkelleri çıplak ve amipsidir. Bir kısmı
tek hücrelidir. Mantar ipliklerine hif, bu hiflerin teşkil ettiği
topluluğa da misel veya miselyum denir.
Metabolizma: Mantarlar saprofit (çürükçül) veya parazit
olarak yasayan heterotrof (diş beslek) organizmalardır. Yedek besin
olarak glikojen ve yağ meydana gelir, nişasta yoktur.
Yayılışları: Mantarlar tabiatta çok yaygın bulunurlar.
Dünya üzerinde 60.000 kadar mantar çeşidi vardır. Tatlı sularda ve
karada, nadiren denizlerde yasarlar. Bir kısmı insan, hayvan ve bitkiler
üzerinde parazit olarak yaşayıp hastalık meydana getirirler. Toprakta
bulunan diğer bir kısım mantarlar da organik maddelerin parçalanmasında
rol oynayarak bitkilerin beslenmesine yardim ederler. Bunun yanında birçok
besinin bozulmasına da sebep olurlar. Karada yaşayan yüksek mantarların
çoğu "mantar" adı altında bilinir, şapkalı olan bir kısmı
yenir, bir kısmı ise zehirli olup, önemli zehirlenmelere yol açar.
Bazidli mantarlar: Bu sınıfta da bitkilerde hastalık
meydana getiren mantarlarla, yenebilen ve insanlar için çok zehirli olan
mantarlar bulunmaktadır. Bu grubun en önemli mantarları karada ve
bilhassa ormanlarda yaşayan şapkalı mantarlardır. Şampiyon, kuzu kulağı
gibi mantarlar, yenebilen kıymetli mantarlardır. Sinek mantarı(Amanita
muscaria) gibi bir kısım mantarlar ise çok zehirlidir. Mesela sinek
mantarı zehirli alkaloitler taşır. Mantar yendikten bir kaç dakika
veya bir kaç saat sonra zehirlenme belirtileri görülür. Mantarda
bulunan alkaloitler sinir sistemine etki yaptığından, hastanın kalp
hareketleri, nabzı yavaşlar, bulantı, kusma, terleme, salya akması ve
gözyaşı, sulu ishal ve deliliğe yakın bir sarhoşluk görülür.
Mide, barsak, karaciğer ve böbrekler çok zarar görür. Hastada su ve
elektrolit dengesi bozulur, idrar çok azalır. Eğer mantar çok yenmişse
hasta zamanla ağırlaşır ve ölür. Eğer zehirlenme erken anlaşılırsa,
ilk yardım olarak ılık tuzlu su içirilir, kusturulur ve birkaç defa
tekrarla midesi yıkanırsa hasta kurtulabilir. İlk yardımdan sonra
hastaneye kaldırılıp atropin tedavisi yapılır, serum verilir. Hastaya
aktif kömür, toz kahve, çay ve bir pürgatif verilir. İlk günlerde
karbonhidratça zengin, proteince fakir yiyecekler verilir. Hastaya hiçbir
zaman alkol verilmez. Bazen 1-2 mantar ergin bir insani bir günde öldürmeye
yeterli olabilir. Zehirli ve yenen mantar arasındaki ayrıntıyı kesin
olarak kolayca ayırt edebilecek bir metot yoktur. Kırdan toplanan
mantarların yenebilmesi için mantarın çok iyi tanınması gerekir.
Aksi halde yenmemelidir. Kültür mantarları tercih edilmelidir. Mantar
toplamak, yetiştirmek özel bilgi ve tecrübeyi gerektirir. Çünkü
zehirsizler yanındaki tek zehirli mantarın birlikte pişmesi, hepsine
bulaşması demek olacağından çok dikkatli davranılmalıdır. Halk
arasındaki yaygın olan, zehirli mantarın herhangi bir gümüş eşyayı
kararttığı görüşü tamamen yanlıştır. Zehirli mantarlar
genellikle renk ve şekil bakımından çok ilgi çekici olurlar.
Mantarların zehirli olup, olmadıklarını bazı belirtilerinden anlama
imkanı varsa da toplarken çok dikkatli davranmak gerekmektedir.
Yurdumuzdaki bazı mantarlar:
Çayır mantarı: Zehirli türü de olan bu mantara dikkat
etmek gerekir. Şemsiye şeklinde, kır ve çayırlarda yetişen bu
mantar, açık kahve renklidir. Şeytan mantarı: Kesildiğinde önce kırmızı,
sonra mavi olan bu mantar oldukça zehirli bir türdür. Sapı karınlı
ve sarıdır. Altında koyu kırmızı karışık çizgiler vardır.
Kuzu mantarı: Çoğunlukla zehirsizler sınıfına giren
kuzu mantarı, uzun külah biçimli, sarı ve koyu renklidir.
Mercan mantarı: Üzerlerinde beyaz, sarı, pembe
tomurcukları olan bu mantarın parmak biçimli çıkıntıları vardır
ve zehirsizdir.
Kurt mantarı: Zehirli mantarlar sınıfından olan bu tür,
beyaz sert düğme görünüşünde olup, akarsu ve yol kenarlarında yetişmektedir.
Mantar, pişirildiği gün hemen yenilmelidir. Mantarı pişirmek için
bilhassa emaye, ateşe dayanıklı cam veya porselen kaplar kullanılmalı,
mantar kesinlikle alüminyum tencerede pişirilmemelidir. Pişirilecek
mantarları çok iyi temizlemek, başındaki yapışkan deriyi çekip çıkardıktan
sonra sapını keskin bıçakla kazımak gerekir. Bol suda yıkanan
mantarlar, bir peçete üzerine birbirinden ayrı duracak şekilde sıralanıp,
iyice süzülmesi beklenir. Daha sonra ince doğrayarak pişirmelidir.
Mantarı pişirirken tadının kaybolmaması için yalnızca tuz,
karabiber ve kıyılmış taze maydanoz konulur.
Kullanıldığı yerler: Mantar etin yerini tutar. Protein
değeri etten daha fazladır. Yorgunluğu giderir. Düşünme ve öğrenme
yeteneğini geliştirir. Kansızlığı giderir. Bedenin gelişmesine yardımcı
olur. Romatizma ve üremi olanlar yememelidir.
MARUL: 30-100 cm. boylarında, tüysüz, saıi renkli çiçekler açan,
beyaz bir süt taşıyan iki yıllık otsu bir bitki. Bostan marulu olarak
da bilinir.
Kullanıldığı yerler: Sebze olarak kullanılır. Taze
yaprakları baş ağrısına karşı, süt arttırıcı, hafif müshil ve
idrar arttırıcı olarak kullanılır. Marul tohumu da yatıştırıcı,
hafif müshil etkiye sahiptir. Erkeklerde özellikle ergenlik döneminde
oluşan aşırı cinsel istekleri frenler. Diğer bir marul da yabani
marul (Lactuca serriola)dir. Acı marul, eşek marulu, yağ marulu gibi
isimlerle de bilinir. Anadolu'da yaygındır. Kurutulmuş sütü de uyuşturucu
ve uyutucu etkilere sahiptir. Anadolu'da 10 kadar marul türü yayılmış
bulunmaktadır.
MAYDANOZ: Ağustos-Eylül ayları arasında, beyaz renkli çiçekler
açan, kazık köklü, 30-100 cm. boylarında, iki yıllık otsu bir
bitki. İlk yıl bir yaprak rozeti, ikinci yıl ise bir gövde meydana
getirir. Rutubetli ve sulak toprakları sever.
Kullanıldığı yerler: Kökü ve yaprakları kullanılır.
Yapraklarda uçucu yağ ve glikozit, köklerinde ise uçucu yağ, şeker
ve glikozit vardır. Yapraklar vitamin (A,C,K) bakımından zengindir.
Yapraklar idrar söktürücü ve tansiyon yükseltici olarak kullanılır.
Ayrıca, İltihaplı yaraların iyileşmesine yardim eder. aybaşı sancılarını
keser. Yüksek tansiyonu düşürür. Kansızlığı giderir. Kansere karşı
korur. Mide ve barsaklarda gaz birikmesini önler. Afrodizyak özelliği
vardır. Görme gücünü artırır. Kök de aynı özelliklere sahiptir.
Taze yapraklar, papağan ve diğer kuşlar için tehlikelidir
MAZI: Servigiller familyasından, pul yapraklı, daima yeşil, ağaç
veya ağaççık halinde bulunan bir bitki cinsidir. Halk hekimliğinde
yaprakları ve kozalağı kullanılır.
Kullanıldığı yerler: Yaprakları siğilleri yok etmekte
kullanılır. Kozalağından barsak kurdu düşürücü ilaç yapılır.
Gebe kalmayı önlemek için kullanılır. Bazı zehirlenmelerde panzehir
olarak kullanıldığı bilinir.
MELİSSA: Haziran-Ağustos ayları arasında beyazımsı pembe veya
sarımsı renkli çiçekler açan, yol kenarlarında ve ekilmemiş
yerlerde rastlanan, limon kokulu, 30-100 cm. boylarında, çok yıllık
otsu bitkiler. Gövdeleri dört köşeli ve tüylü, yaprakları saplı,
oval şekilli ve incedir. Çiçekler, birkaçı bir arada, saplı ve çevrel
durumdadır. Bazı bölgelerde Melissa bitkisi, Oğulotu olarak da
bilinir.
MENEKŞE: Yaprakları kulakçıklı ve kulakçıkları bitkinin
yaprakları şeklinde, hatta daha büyük olarak gelişmiş, tek veya çok
yıllık bitkiler. Dünya üzerinde 500 kadar türü bulunur.
Türkiye'de 21 tür, yabani olarak yetişir. Menekşe tıbbi olarak veya süs
bitkisi olarak kullanılır. Memleketimizde en çok tanınan, Hercai menekşe
ve kokulu menekşedir.
Kokulu menekşe: Mart-Mayıs ayları arasında, koyu mor
renkli ve güzel kokulu çiçekler açan, 10-30 cm yüksekliğinde, çok yıllık
otsu bir bitki. Bitkinin yaprakları uzun saplı ve kalp şeklindedir.
Anadolu'da nadir olarak bulunur. Süs bitkisi olarak yetiştirilir.
Kullanıldığı yerler: Kokulu menekşenin çiçeklerinin
terletici ve balgam söktürücü etkisi vardır. Yaprakları yumuşatıcı
ve idrar söktürücü kökleri ise ishal etkilidir.
Hercai menekşe: Mayıs-Eylül ayları arasında, açık sarı
veya mavimsi renklerde çiçekler açan, 10-30 cm boylarında, bir yıllık
otsu bitkiler. Anadolu'da yabani olarak yetiştiği gibi süs bitkisi
olarak da yetiştirilir. Bitkinin çiçekli dalları idrar söktürücü
bazı deri hastalıklarında kan temizleyici olarak ve romatizmaya karşı
kullanılır.
MERSİN: Mayıs-Haziran ayları arasında, beyaz renkli çiçekler
açan, 1-3 m boylarında, kışın yapraklarını dökmeyen, güzel kokulu
ağaççık. Meyveleri nohut büyüklüğünde, morumsu siyah renkte ve çok
tohumludur.
Kullanıldığı yerler: Bitkinin yaprakları, çiçekli
dalları ve yapraklarından elde edilen uçucu yağ (Mersin esansı)
kullanılır. Yaprak ve meyveler kabız, mikrop öldürücü, iştah açıcı,
kan dindirici, antiseptik ve haricen yara iyi edici olarak kullanılır.
Taze yapraklarından, su buharı distilasyonu ile Mersin esansı elde
edilir. Bu esans renksiz, akıcı, özel kokulu ve yakıcı lezzetlidir.
Takriben 100 kg. yapraktan 300 gr. esans elde edilir. Mirtenol, sineol ve
terpenler ihtiva ederler. Gıda ve parfümeri sanayiinde kullanılan önemli
bir ilkel maddedir. Memleketimizde şeker hastalığına karşı da (günde
10 damla) kullanılır. Mersin meyveleri uçucu yağ, tanen, şekerler ve
organik asitler ihtiva eder. Bu meyveler yemiş olarak, kabızlık
giderici ve antiseptik olarak kullanılır.
MISIR: Haziran-Ağustos ayları arasında çiçekler açan, 1-2 m.
yüksekliğinde, bir yıllık, tek evcikli bir kültür ve tahıl bitkisi.
Gövdeleri sert ve diktir. Meyve, yani mısır taneleri, açık veya koyu
sarı, esmer veya kırmızımtrak renklerdedir.
Belli başlı mısır çeşitleri: Sert mısır, unlu mısır,
patlak mısır ve kavuzlu mısırdır.
Kullanıldığı yerler: Dişi çiçeklerin güneşte
kurutulmus püskülü, taneleri ve tanelerinden elde edilen yağ (mısır
yağı) kullanılır. Mısır tanelerinde % 67 nişasta, % 10 azotlu
maddeler ve % 8 yağ bulunmaktadır. Mısır tanelerinden elde edilen yağ,
yemeklik yağ olarak veya kozmetik sanayiinde hammadde olarak kullanılır.
Mısır yağı, doymus yağ asidi miktarının düşük olması sebebiyle
damar sertliği olan hastalara yemek yağı olarak tavsiye edilir. Mısır
püskülü ise tedavide kullanılabilmektedir. İdrar söktürücü ve taş
düşürücü olarak kullanılırlar.
MİNE ÇİÇEĞİ: Temmuz-Eylül ayları arasında leylak renginde
çiçekler açan, yol kenarları ve boş arazilerde rastlanan, 20-80 cm.
boyunda, bir veya çok yıllık otsu bir bitki. Gövdeleri dört köşeli
olup, karsılıklı dallanma gösterir. Çiçekler dalların uçlarında
başak durumları yaparlar ve tüp şeklindedirler.
Kullanıldığı yerler: Bitki glikozit, acı maddeler ve
tanen içerir. Tıbbi olarak, kabız edici, teskin edici etkisi vardir.
Bas ve mafsal ağrılarını dindirir. Yorgunluğu ve uykusuzluğu
giderir.
MUZ: Tropik ve subtropik bölgelerde yetişen veya yetiştirilen, ağaca
benzeyen, 2-3 m boyunda, mor çiçekler açan, meyveleri lezzetli ve nişastaca
zengin olan otsu bitkiler. Muz meyveleri çekirdeksiz üzümde olduğu
gibi dişi çiçeklerden döllenmeksizin meydana gelir. Meyveleri
"hevenk" adını alan büyük salkımlar halindedir. Ağaçlarda
bir hevenk üzerinde 50-100 kadar meyve bulunabilir. Muzlar olgunlaşmadan
koparılır. Böylece bir müddet saklanabilmesi mümkün olur. Muz ağaçları,
tropikal bölgelerde serin ve rutubetli olan gölgeli yerleri severler.
Muzun tropik bölgelerde yetiştirilen çeşitli türleri vardır.
Kullanıldığı yerler: Nişasta bakımından zengin olan
meyveleri olgunlaştıktan sonra çiğ olarak yenir. Çiğ olarak yenmeyen
meyveleri, un imalinde kullanılır. Muz ayrıca, Kemik gelişimini sağlar,
sinir zafiyeti ve yorgunluğu giderir. Böbrek ve mafsal iltihabında,
barsak hastalıklarında faydalıdır. Kabızlık çekenler fazla
yememelidir.
NANE: 0,5-1 m. boylarında, hoş kokulu, otsu
çok yıllık bitkiler. Çiçekler genellikle Temmuz-Ağustos ayları
arasında açmakta olup mor, pembe, beyaz veya leylak rengindedir.
Kullanıldığı yerler: Kullanılan kısımları
yaprakları, çiçekli dalları ile yapraklarından elde edilen uçucu
yağdır. Yapraklar veya çiçekli dallar bitki çiçek açmaya
basladığında toplanır ve demetler halinde gölgede kurutulur.
Yaprakları çay halinde yatıştırıcı, midevi, gaz söktürücü,
bulantıyı giderici olarak kullanılır. Bunun yanında çesitli
ilaçların terkibinde kullanıldığı gibi, yaprakları çiğ veya
kurutulmuş olarak yemeklere konur. Nane esansı, çok miktarda
zehir etkili olmasına karşılık az miktarı mide ağrılarına ve
bulantılara karşı kullanılabilir. Nane uçucu yağı da oldukça
fazla kullanılan bir yağdır.
NAR: Haziran-Temmuz aylarında kırmızı renkli çiçekler açan,
iki ile beş metre boylarında agaççıklar. Çanak yaprakları kırmızı
renkli, dökülmeyen ve etlidir. Meyveleri küre şeklinde ve
portakal büyüklüğünde, önceleri yeşil, olgunlukta kırmızımsı
renkte, derimsi kabuklu, çok tohumlu ve etlidir. Meyvenin yenen kısmı,
tohumlarının etli ve bol usareli olan kabuğudur.
Kullanıldığı yerler: Bitkinin tohumları meyve olarak
yenildiği gibi, gövde-kök ve dal kabukları ile meyve kabuğu da
tıbbi olarak kullanılır. Kök ve gövde kabuğu tanen, nişasta
ve alkaloitler taşır. Nar meyvesi kabuğu tanen, triterpenler ve
az alkaloitler ihtiva eder. Nar ağacı kabuğu çok eskiden beri
bilhassa barsak şeritlerine (tenyalara) karşı kullanılır. Yalnız
zehirlenmelere yol açabileceğinden dikkatli olunmalıdır.
NERGİS: 20-60 cm. boylarInda, soğanlı bitkilerdir. İlkbaharda
çok güzel kokulu çiçekleriyle baharın müjdecisi olarak
bilinirler. Çiçekleri kuvvetli kokulu, sarı veya beyaz renkli,
tek tek veya birkaçi bir arada bulunurlar. Her bir çiçeğin ortasında
beyaz veya sarı renkli bir tacı vardır. Organik maddelerce
zengin, nemli, kumlu toprakları sever. Soğanlarıyla üretilir.
Nergis türleri daha çok süs bitkisi olarak yetiştirilir. Fulya,
beyaz nergis, yabani zerren gibi çeşitleri vardır.
Kullanıldığı yerler: Bitki, zehirli alkaloitler taşır.
Kusturucu ve ishal etkilidir. Kurutulmuş çiçekleri yatıştırıcı,
müshil ve ateş düşürücü olarak çay halinde kullanılabilir.
NİLÜFER: 20-60 cm. boylarında, soğanlı bitkilerdir. İlkbaharda
çok güzel kokulu çiçekleriyle baharın müjdecisi olarak
bilinirler. Çiçekleri kuvvetli kokulu, sarı veya beyaz renkli,
tek tek veya birkaçı bir arada bulunurlar. Her bir çiçeğin
ortasında beyaz veya sarı renkli bir tacı vardır. Organik
maddelerce zengin, nemli, kumlu, tinli toprakları sever. Soğanlarıyla
üretilir. Nergis türleri daha çok süs bitkisi olarak yetiştirilir.
Fulya, beyaz nergis, yabani zerren gibi çeşitleri vardır.
Kullanıldığı yerler: Bitki, zehirli alkaloitler taşır.
Kusturucu ve ishal etkilidir. Kurutulmus çiçekleri yatıştırıcı,
müshil ve ateş düşürücü olarak çay halinde kullanılabilir.
|
|
O |
OKALİPTÜS: Haziran-Temmuz ayları arasında,
mor renkli çiçekler açan büyük ağaçlardır. Yaprak şekli
bitkinin yaşına göre değişir. Ana vatanı Avustralya olan bu ağaç,
halk arasında sıtma ve kının ağacı olarak da tanınmaktadır.
Anadolu'ya ilk defa, Muğla vilayetinin Fethiye kazasında
Dalaman'da bir çiftlik kuran Mısır Hidivi Abbas Hilmi Paşa tarafıindan,
süs ağacı olarak sokulmuştur. 1830'a doğru Avustralya'dan
Italya'ya getirilen çesitli cins okaliptüslerin kış olması
dolayısıyla çoğunluğu kuruduğundan bu ağacın yumusak iklimde
yaşamadığı kanaatine varıldı. 1852'de Cezayir'de tekrar
denendi. Daha sonra da Kuzey Afrika ve Güney Avrupa'da denenerek sıcak
yerlerde yetiseceği anlaşılmıştır. Okaliptus ağaçları, çok
yüksek olan kabiliyeti, fazla miktarda toprak suyunu alıp havaya
vermesi sayesinde bataklık yerlerin kurutulmasında insanlığa
olan hizmetlerinin tanınmasından sonra yalnız Avustralya'da olan
gelişme alanı kısa bir zamanda çok genişlemiştir.
Kullanıldığı Yerler: Taze yapraklarının su buharı ile
distillenmesi suretiyle elde edilen okaliptus, muhtelif cila,
kafuru, çam sakızı ve zamk, yine bir nevi vernik olan kokulu reçine
imalinde kullanılmaktadir. Öksürüğü keser, boğaz ve burun
iltihaplarını giderir. İdrar yollarını temizler. Haricen deri
üzerine sürülmek suretiyle antiseptik olarak da kullanılır.
Okaliptus yaprakları doğrudan doğruya kaynatılarak kullanıldığı
gibi, yağının tıpta da pekçok faydaları vardır. Yapraklar
nefes darlığı, kabız, balgam söktürücü olarak, haşere
sokmalarına, her nevi ateşlenmeye, nezle, bronşit, romatizma, şeker
gibi hastalıklarda, yağ veya ekşitilerek sirke, toz sabun, pudra
ve macun şeklinde kullanılır.
|
|
Ö |
|
ÖKSEOTU: Mart-Nisan ayları arasında, dalların ucunda
sarımsı-yeşil renkli çiçekler açan, 20-100 cm. boylarında, kışın
yapraklarını dökmeyen, çalı tipinde, yarı parazit bitkiler.
Halk arasında burç, çeti, çekem, gökçe, gövelek, yalınkaya
gibi isimlerle bilinir. Memleketimizde çok değisik ağaçlar (çam,
köknar, söğüt, kavak, armut, elma, kayısı gibi meyve ağaçları)
üzerinde yetişir. Meyveleri 8-10 cm. çapında, küre şeklinde
toparlak ve beyaz, iç kısmı yapışkanlı olup, yaprakların veya
dalların arasında sapsız olarak birkaçı birarada bulunur. Ökseotu,
ardıç kuşları ile daldan dala ve ağaçtan ağaca taşınır. Bu
kuşlar, meyvanın yapışkan kısmını severek yerler ve bu esnada
gagalarına yapışan kısmı temizlemek için, gagalarını dallara
sürterler ve böylece tohumlarını bu kısımlara bulaştırırlar.
Tohumlar burada çimlenir ve gelişirler.
Kullanıldığı yerler: Bitki rezin, saponinler, alkaloitler
taşır. Meyve ve yapraklı dallar kabız, idrar arttırıcı,
tansiyon düşürücü ve kusturucudur. Meyveleri ezilerek, çıbanlar
üzerine konulup, cerahatin dışarı çıkmasını sağlar.
Romatizma ağrılarına karşı da kullanılır. Zehirli olduğu için
az miktarda kullanılmalıdır.
|
|
P |
PANCAR: Doğu Akdeniz sahillerinde yabani
olarak yetişen, ince köklü, bir veya iki yıllık otsu bir bitki.
Bu bitkiden elde edilmiş olan kültür şekilleri şunlardır:
Şekerpancarı: Kökleri büyük, etli bir
yumrudur. % 12-20 oranında sakkaroz taşır. Memleketimizde kültürü
yapılarak, şeker elde edilmesinde kullanılır
Kırmızı Pancar : Kökleri yuvarlak bir yumru şeklindedir.
Antosiyan bakımından zengindir. Sebze olarak kullanılır.
Pazı: Yaprakları büyük olan bir sebze bitkisidir.
Aynı ıspanak gibidir. Sindirimi kolay ve bol vitaminli olduğundan
besleyicidir.
Yem Pancarı: Kırmızi pancara benzer. Besin
değeri azdır. Daha çok hayvan yemi olarak kullanılır.
PAPATYA: Mayıs ve Ağustos ayları arasında çiçek açan,
20-50 cm. boyunda, güzel kokulu bir yıllık otsu bitki. Yol kenarı,
boş alanlarda oldukça çok rastlanır. Yaprakları parçalı ve tüysüzdür.
Kullanıldığı yerler: Çiçek durumu başları, çiçek
açmadan önce toplanarak gölgede kurutulur. Bileşiminde uçucu yağlar,
rezin, acı maddeler ve fenolik bileşikler bulunur. % 1'lik çay
halinde sabahları aç karnına bir bardak içilebilir. İdrar çoğaltıcı,
iştah açıcı, yatıştırıcı ve gaz söktürücü etkilere
sahiptir. Memleketimizde 50 kadar Anthemis türü bulunmakta ve
izmir papatyası, yabani papatya, beyaz papatya gibi isimlerle
bilinmektedir.
Papatya yağı: Spazm giderir. Ağrıları dindirir.
Mikropları öldürür. Sinirleri yatıştırır.
PATATES: Boyu 60-80 cm.'ye varan, beyazımsı-pembemsi çiçekler
açan, yumruları hariç zehirli otsu bitkiler. Bitkinin toprak altında
kalan yumruları "patates" olarak bilinir. Bu yumrular nişasta
bakımından zengin olduğundan önemli bir besin maddesidir.
Bitkinin toprak üstü kısımlarında zehirli alkoloitler bulunmasına
karşılık yumruları zehirli değildir. Ancak çimlenmis
patateslerde de bu alkoloitler teşekkül ettiğinden zehirlenmelere
sebebiyet vermektedir. Zehirlenme belirtileri sindirim sistemi
bozuklukları, bol terleme ve halsizlikle kendini gösterir. Patates
yumrularında bulunan nişasta taneleri yumurta veya armut şeklinde
olup, 70-100 mikron büyüklügünde tanelerden ibarettir. Patates,
dıs kabuk rengine göre sarı ile kırmızı, etine göre beyaz ve
sarı olarak ayrılır. Sarı patates makbuldür. Memleketimizde
Adapazarı'nın patatesi meşhurdur. Bunun yanında Niğde, Kayseri
ve Ege bölgesinde çok yetiştirilmektedir.
Kullanıldığı yerler: Patateste nişastadan başka
belli bir oranda protein de vardir. Nişasra % 20, protein % 2,
besin değeri 95 kaloridir. Şeker hastalarına faydalıdır.
Susuzluğu giderir. Mide ve onikiparmak barsağı ülserinde yararlıdır.
Karaciğer şişliğini giderir. Barsak solucanlarının düşürülmesine
yardımcı olur. Damar sertliğinde faydalıdır. Sert bir şey
yutulduğu zaman yabancı maddenin vücuda zarar vermeden çıkartılmasını
sağlar.
PATLICAN: Sebze olarak yenilen, mor renkli, uzunca silindirik
veya yuvarlak bir yaz sebzesidir. Vatanı tropik Hindistan'dir. Sıcak
memleketlerde yetiştirilir. Orta ve kuzey Avrupa'da çok az tanınmış
olmasina rağmen, memleketimizde yazın çok yaygın yenen bir
sebzedir. Patlıcanın uzunca olanlarına daha çok kemer patlıcanı,
yuvarlak olanına tophane veya bostan patlıcanı adı verilir. Patlıcanın
az çekirdekli veya çekirdeksiz ve eti yumuşak olanı makbuldür.
Çeşitli yemekler ve turşusu yapılır. Özellikle zeytinyağlı
yapılarak yenmesi tavsiye edilmektedir.
Kullandığı yerler: Kansızlığı giderir. Karaciğer
ve pankreasin düzenli çalışmasını sağlar. Kilo vermeye yardımcı
olur. Böbrek yanmaları ve ağrılarını keser. Sinirleri yatıştırır.
Kalp çarpıntılarını giderir. Cilt hastalıkları, şeker, mide,
barsak ve karaciğer hastalıkları aşırı derecede olanlar
yememelidir.
PELİNOTU: Temmuz-Ağustos ayları arasında sarı renkli çiçekler
açan, 40-100 cm. boylarında, az çok tüylü, kokulu, çok yıllık
otsu bir bitkidir. Daha çok kayalık ve kurak yerlerde yetişir.
Yaprakları parçalı, grimsi beyaz renklidir.
Kullanıldığı yerler: Çiçekli dalları çiçeklerin
açılması esnasında toplanarak gölgede kurutulur. Uçucu yağ ve
acı maddeler taşır. İştah açıcı, kuvvet verici, idrar arttırıcı,
ateş düşürücü ve kurt düşürücü etkileri vardir. Yüksek
dozlarda zehirlenmeler yapar. Toz olarak günde (% 1-3'lük) 2-3
bardak içilebilir.
PIRASA: Kök ve gövdesi toprak altında bulunan, sarmısağa
benzeyen bir kış sebzesidir. Yaprakları şerit şeklinde ve uzun
olup, toprak üstünde gelişir. Çiçekler bir sapın tepesinde
bulunur. Bitkinin sebze olarak kullanılan kısmı, gövdesi ve boru
şeklindeki yapraklarıdır. Pırasanın bilinen ve kullanılan
birkaç çeşidi vardır.
Kullanıldığı yerler: Sebze olarak yemeği yapılır.
Besin değeri soğana göre azdır. Şurubu göğsü yumuşatır, öksürüğü
keser. Mide rahatsızlıklarına iyi gelir. Üremi ve idrar tutukluğunda
faydalıdır. Sinirleri kuvvetlendirir. Kabızlığı giderir. Pırasa
suyu, yüzdeki sivilce ve lekelere faydalıdır. Arı sokmasında da
kullanılır.
PORTAKAL: Turunçgillerden bir meyve. Akdeniz çevresinde ve
sıcaklık ortalaması 23° ila -3°C arasında olan yerlerde yetişen
ağaçlardır. Bu ağaçların meyveleri portakal adını alır.
Portakal meyveleri tam yuvarlak veya yumurta şeklindedir. Kabukları
sarımsı turuncu renkte, hoş kokulu ve suyu mayhoş tatlıdır.
Portakal ağacı genellikle 2-3 m. boyundadır. Verdiği meyve de
500-600 civarındadır. Meyveleri sarımsı-kırmızı renkli çok gözlü
ve gözleri etli tüylerle doludur. Portakalın çekirdekli ve çekirdeksiz
çeşitleri vardır. Çekirdeksiz cins olan Finike, Mersin ve
Hatay'da yetişen "yafa portakalı" kalın kabuklu ve
uzunca meyvelidir. Kabuklarından reçel yapılır. Dörtyol
portakalı ise çekirdeklidir. İnce kabuklu ve suludur.
Kullanıldığı yerler: Kabuklarından portakal esansı
elde edilir. Bundan dolayı kabuk, çiçek ve yapraklarından parfümeride
koku ve lezzet vermekte kullanılan uçucu yağlar elde edilir.
Organik asitler, şekerler ve C vitamini yönünden zengindir.
Portakal çiçeklerinin kaynatılmasından elde edilen su, spazm
giderir. Portakal kabuklarından yapılan şurup ise mide hastalıklarında
kullanılır. Soğukalgınlığı, grip ve nezlede faydalıdır. Ateşi
düşürür. Şeker hastalarına faydalıdır. Cildi güzelleştirir
.
|
|
R |
REZENE: Haziran-Ağustos ayları arasında sarı
renkli çiçekler açan bir buçuk-iki metre boylarında iki yıllık
kokulu otsu bitkiler. Yaprakları saplı ve tüysüzdür. Bitkinin gövdeleri
dik, içleri boş silindir şeklinde ve tüysüzdür. Meyveleri
silindir şeklinde tüysüz ve yeşilimsi esmer renktedir. Tohumları
protein ve yağ bakımından zengin bir besi dokuya sahiptir. Birçok
çeşidi vardır. Daha çok kayalık ve kurak yerlerde yetişir.
Türkiye'de yetiştiği yerler: Ege ve Akdeniz bölgesi.
Kullanıldığı yerler: Bitkinin kullanılan kısımları
meyve, kök ve yapraklardır. Rezene meyveleri şeker, nişasta,
tanen, sabit ve uçucu yağlar taşır. Midedeki gazı giderici, süt
çoğaltıcı ve yatıştırıcı (müsekkin) olarak çay veya toz
halinde kullanılır. Yaprakları yara iyi edici, kökü ise idrar
arttırıcıdır. Boğmaca, dalak hastalıkları ve idrar zorluğunda
faydalıdır.
ROKA: Bir veya iki yıllık otsu bitkiler. Yapraklar toplu,
dişli kenarlı ve tüylüdür. Çiçekler sarımtrak veya beyazımtrak
olup, üzerleri morumsu damarlıdır. Sebze olarak bahçelerde yetiştirilir.
Sert kokulu ve baharatlı bir bitkidir. Kök ve tohumdan üretilir.
Bol sulak yerlerde yetişir.
Kullanıldığı yerler: Bitkinin yaprakları yakıcı,
lezzetli bir uçucu yağ ihtiva eder ve C vitamini taşır. C
vitamini miktarı oldukça yüksek olup, 100 gram taze yaprakta
takriben 150 mg. kadar bulunur. Roka yaprakları daha çok sonbahar
ve kış aylarında salata olarak kullanılır. İştah açıcı,
uyarıcı, kuvvet verici ve öksürük kesici özelliği vardır.
Tohumları da aynı etkileri gösterir. Afrodizyak özelliği vardır.
S
SAFRAN: Eylül-Ekim ayları arasında, mor renkli ve hoş
kokulu çiçekler açan 15-30 cm. boylarında, soğanlı, otsu bir
bitki. Etli ve yuvarlak 2-3 cm. çapında bir soğanı vardır. Üretimi
de bu soğanlarla yapılır. Safran, Hititler döneminden beri
Anadolu'da bilinmekte ve ilaç olarak kullanılmaktadır. Grekler döneminde
de Batı Anadolu'da oldukça ticareti yapılmıştır. Osmanlılar döneminde
de önemini koruyan bir ihraç ürünü olmustur.
Kullanıldığı yerler: Kırmızı renkli boya
maddeleri, şekerler, uçucu ve sabit yağlar ihtiva eder. Sinir
sistemini uyarıcı, istah açıcı, adet söktürücü, koku ve
renk verici olarak kullanılır. Toz halinde iştah açıcı ve
midevi olarak kullanılabilir. Fazla miktarda kullanılmamalıdır.
Hamileler kesinlikle kullanmamalıdır.
SALEP: Bu bitkilerin toprak altında iki yumrusu bulunur.
Bunlardan biri ana yumrudur ve o senenin gövdesini verir. Diğeriyse
gençtir ve gelecek yılın yumrusunu verir. Salep elde edilen türlerin
hepsi yumruludur. Salep daha çok kireçli toprakları sever. Ormanlık
bölgelerde yetişen saleplerin yumrusu iri olur. Çayırlarda yetişen
saleplerin yumrusu ise daha zayıftır.
Nasıl elde edilir?: Bitki çiçekteyken, toprak altındaki
yumruları toplanır. Yalnız yan yumru alınır, gövdeyi taşıyan
ana yumru genellikle alınmaz. Fakat her ikisi de kulanılabilir.
Yumrular kremsi, yumurta şeklinde veya çatalsıdır. Toplanan
yumrular suyla yıkanarak temizlenir, ipe dizilir ve su veya sütle
kaynatılır, sonra açık havada kurutulur. Kurutulan yumrular dövülerek
toz edilir. Elde edilen bu toz kullanılacak hale gelmiş olan
salebi verir.
Kullanıldığı yerler: Bileşiminde nişasta, şekerler
ve azotlu maddeler vardır. Bilhassa çocuklarda ishal kesici,
kuvvet verici ve gıda olarak kullanılır. Barsak nezlesinde soğuk
algınlıklarında ve öksürüğe karşı halk arasında çok
kullanılmaktadır. Afrodizyak etkisi vardır.
SARMISAK: Temmuz-Ağustos ayları arasında beyaz veya pembemsi
renkli çiçekler açan, 20-100 cm. boylarında çok yıllık otsu
bir bitki. Sarımsak diye de tabir edilir. Vatanı Orta Asya'dır.
Toprak altında büyükçe bir soğanı bulunur. Yaprakları uzun,
yassı, buğday yaprağı gibidir. Sarmısağın soğan kısmı
beyazımsı renkli olup, soğancık veya dişlerden meydana gelir.
Soğancıkların hepsi bir arada ve bir kabuk tarafından sarılmıştır.
Memleketimizde beyaz ve siyah sarmısak yetiştirilmektedir.
Kullanıldığı yerler: Sarmısağın bileşiminde şekerler,
vitaminler (A,B,C), kükürtlü bir uçucu yağ ve içerisinde bol
olarak allil sülfür bulunur. Sarmısağın özel kokusu ve tadı
bundan ileri gelir. Çok eski çağlardan beri bilinmekte ve
tedavide kullanılmaktadır. Eskiden salgın hastalıklarla mücadelede
çok kullanılmaktaydi. Antiseptik, istah açıcı, tansiyon düşürücü,
solucan düşürücü, idrar arttırıcı, kan temizleyici etkileri
vardır. Bakteriler üzerinde üremeyi azaltıcı ve öldürücü
etkisi vardır. Eskiden harplerde antibiyotik ve antiseptik olarak
çok kullanılmıştır. Ayrıca, kansere karşı üstün bir
koruyucu, hemeroide faydalı, bronşit, astım, varis, siyatik ve
romatizma ilacı olan sarmısağın faydaları ve kullanıldığı
yerler çoktur.
SEMİZOTU: Çok yaygın ve yabani olarak bağ ve bahçelerde
yetişen, bir yıllık otsu bir bitki. Semizotunun vatanı Asya'dır.
Gövdeleri toprak üstünde yatık, yaprakları sapsız ve etli
olup, çiçekler sarımsı renklidir. Meyveleri çok tohumludur.
Tohumdan yetiştirilebilir. Demir ve C vitamini bakımından
zengindir.
Kullanıldığı yerler: Yeşil yaprakları ve körpe
dalları sebze olarak yenir. Mayhoş bir tadı vardır. Besleyici
bir sebzedir. Mide ve barsak kanamalarında ve kanlı idrarda faydalıdır.
Kanı temizler. Şeker hastalığında susuzluğu giderir.
Uykusuzluk, sinir ve zihin yorgunluğunda faydalıdır.
SİNAMEKİ: Afrika, Hindistan ve Arabistan'in yarı çöl ve
dağlık bölgelerinde yetişen, 50-150 cm. boylarında, sarı
renkli çiçekler açan çalı tipinde ağaççıklar. Meyveleri
fasulye meyvesi gibi esmer, yeşilimsi veya siyahımsı renklidir.
İçlerinde 6-10 kadar tohum bulunur.
Kullanıldığı yerler: Bitkinin yaprak ve meyveleri
antresan türevleri taşır. Bundan dolayı da müshil etkilidirler.
Etkileri kalın barsak üzerinedir. Toz halinde 0,5-1 gr. (günde
2-3 defa) veya 5-10 gr. sinameki yaprağı üç su bardağı su ile
kaynatılarak iki defa içilir. Memleketimizde çok kullanılan müshil
ilacıdır. Kolit ve spastik kabızlıkta kullanılmaz.
SOĞAN: Soğan çok eski çağlardan beri yemeklere çeşni
veren bir sebzedir. Yeşil yaprakları ve kuru yumruları kullanılır.
Soğanın içinde C vitamini bulunur ve besleyici ve iştah açıcı
bir besindir. İçinde bulunan kükürtlü bir madde soğana acılık
verir, gözleri yakar ve yaşartır. Soğan, birçok faydayı
beraberinde getiren bir bitkidir. İdrar söktürür. İdrar tutukluğu
ve damar se
Ü
ÜVEZ: 5-10 m. yüksekliğinde, Mayıs-Haziran
ayında beyaz renkli çiçekler açan ve kışın yaprağını
döken ağaçlar. Meyveleri 10-20 mm. çapında, küre veya
armut şeklinde, yeşilimsi sarı veya kırmızımsı-esmer
renkli olup, buruk lezzettedir. Türkiye'de 11 kadar üvez türü
bulunur.
Kullanıldığı yerler: Meyveleri
parasorbinik asit, malik asit, şekerler sorbitanik asit,
pectin karotensid ve vitamin C ihtiva eder. Özellikle bir
şeker olan sorbos şeker hastaları rejimi için iyi bir
tatlandırıcıdır. Meyveleri ve yaprakları kabız
edicidir. Yine meyveleri idrar söktürücü, kadınlarda
adetleri kolaylaştırıcı etkilere sahiptir. Meyveler C
vitaminince zengindir. Yapraklarının % 5'lik çayı şeker
hastalığına karşı kan şekerini düşürücü olarak
kullanılmaktadır. Zararsızdır.
ÜZERLİK: Ören yerlerinde, höyüklerde ve terk
edilmiş köylerde sık rastlanan üzerlik bitkisine
arkeologların yol göstericisi de diyebiliriz. Yaz ortalarına
dek yemyeşil kümeler halinde görülen üzerlikler özellikle
Orta Anadolu bozkırında çok yaygındır. Yerleşim
yerlerinin yakınında gelişir, çünkü azot seven bir
bitkidir. Köylerin, ağılların, yaylaların çevresindeki
topraklar her gün sağıma gelip giden sürülerin dışkılarıyla
zenginleştikçe üzerlik bitkisi de kısa süre içinde bu
topraklara yerleşir. Uzun ömürlü bir bitkidir üzerlik;
bunun yanı sıra, birkaç metre derine inen kökleri vardır.
Bunlar, onun yazın da yeşil kalmasını sağlar. Anadolu
folklorunda tütsü ve nazarlık olarak kullanılmasının
yanı sıra, halk tıbbı da üzerliği binlerce yıldan
beri şifa verici olarak tanır. Üzerlik tohumlarının son
yıllarda uluslararası uyuşturucu pazarında bir meta
haline gelişi de dikkat çekicidir.
Başlıca Özellikleri: Üzerlik, 30-70 cm yükseklikte,
tüysüz, parçalı yapraklı, sarımsı beyaz çiçekli ve
acımsı keskin kokulu bir bitkidir. Haziran ayında çiçek
açan üzerlik daha sonra tohuma durur. Nohut büyüklüğündeki
meyveleri yeşilden sarıya dönüşür. Sonbahara doğru
olgunlaşan kapsüllerin her birinde 2-3 mm uzunlukta, üçgen
piramit biçiminde, kahverengi-siyah renkte 21-22 tohum
bulunur. Görmeyi az miktarda artırdığı, tükürük salgısını
azalttığı, damarları genişleterek kan basıncını düşürdüğü,
kan şekeriniyse yükselttiği bilinmektedir. İnsanlarda ağır
zehirlenmelere yol açan bitkiler arasında sayılmamakla
birlikte sürü hayvanları için zehirli olduğu söylenir.
Kullanıldığı yerler: Çoğunlukla tohumları
kullanılır. Tohumlarında hamin, harmalin, peganin gibi
alkaloitler vardir. Kurt düşürücü ve narkotikdir. Halk
arasında ekzama, basura karşı ve tütsü olarak kullanılır.
|
|
Y |
YASEMİN: Beyaz renkli ve
kuvvetli kokulu çiçekleri olan tırmanıcı bir bitki.
Vatanı Himalayalar'dır. Akdeniz bölgesi ikliminde kolayca
yetiştiğinden süs bitkisi olarak yetiştirilmektedir.
Bitkinin yaprakları karşılıklı ve 5-9 yaprakçıklıdır.
Kullanıldığı yerler: Çiçekleri uçucu yağ
taşır. Uçucu yağ parfümeri sanayiinde kullanılır. Çiçeklerinden
hazırlanan çay (% 5'lik) göğüs yumuşatıcı ve
sinirleri yatıştırıcı olarak kullanılır. İtalyan
yasemini, sarı yasemin veya yaban yasemini (Anadolu'da kurt
düşürücü olarak kullanılan sarı çiçekli çalı
tipindeki bitkiler), Arap yasemini, Hind yasemini gibi çeşitleri
vardır.
YILAN YASTIĞI: Yaprakları büyük ve koyu kırmızı
olan, mide bulandırıcı bir koku salan, büyük yumrulu
bir bitkidir. İstanbul çevresinde, Ege ve Akdeniz bölgesinde
yetişir. Kullanıldığı yerler: Ateşi düşürür.
Terletir, vücuda rahatlık verir. Sinirleri uyarır.
YOSUN: Çiçeksiz bitkilerin, suların yüzünde veya
diplerinde bulunan bir şubesidir. Kullanıldığı yerler:
Haşlaması barsak kurtlarını döker. Saçlar yıkanırsa
kuvvetlendirir.
YULAF: 50-150 cm. boyunda, bir yıllık otsu bir
tahil bitkisi. Yulafın çiçek durumu arpa ve buğdaydan çok
farklıdır. Burada başak yerine bileşik salkım durumu
yer alır. Başakçıklar 2-3 çiçekli olup, eksen üzerinde
salkım şeklinde dizilmişlerdir.
Kullanıldığı yerler: Yulaf taneleri sabit
yağ, azotlu maddeler ve karbonhidratlar taşır. Ortaçağlardan
beri gıda ve ilaç olarak kullanılır. Küçük çocuklarda
ve hastalık sonlarında kuvvet verici olarak çok tercih
edilir. Yulaf unu bilhassa çocuk mamalarının yapımında
kullanılır. Ayrıca, iktidarsızlığı giderir. Guatri önler.
Mide ve barsak bozukluklarını giderir. Kandaki şeker
miktarını düşürür.
|
|
Z |
ZENCEFİL: İştah açar. Bağısak gazı söktürür.
Kusmayı önler. İshali keser. Bedeni ve zihin gücünü
artırır. Afrodizyak özelliği vardır.
ZERDAÇAL: Sarı çiçekli, büyük yapraklI, çok yıllık
otsu bir bitki. Vatanı Hindistan olmakla beraber çoğu
tropik bölgelerde yetişir. Bitkinin toprak altındaki ana
rizomlari yumurta veya armut şeklindedir. Yan rizomları
ise parmak şeklindedir. Rizomlarin üst yüzü sarımsı, iç
yüzü ise sarı renklidir. Tadı acımsıdır.
Kullanıldığı yerler: Bileşiminde uçucu
yağlar, reçine ve kurkumin adında sarı renkli boya
maddesi vardir. Tedavide midevi ve gaz söktürücü etkiye
sahiptir.
|
efe@efe09.com
|
|
| |